Cuma, Ağustos 19, 2022
Ana SayfaMakalelerÜtopyayı Çağırmak

Ütopyayı Çağırmak

Ütopya Thomas MORE tarafından 1516 yılında yazılmıştır. Kelimenin Yunanca ilk akla gelen anlamı “olmayan ülke” dir. Henüz olmayan fakat olması hayal edilen, umut edilen ülke. Ütopyaya insanlığın o tarihsel kesitinde yaşanan sorunlara çözüm önerisi, baskı ve zulümle dolu dünyadaki cenneti inşa planı olarak bakılabilir. Bu yazının konusu emekçiler ve insanlık açısından uzun bir süredir tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş, varlığı tam olarak bitmemiş olsa da bir ruh gibi belirsizleşmiş ve mekansızlaşmış ütopyayı en azından insani olmayan çalışma saatleri bağlamında yeniden çağırmaktır. Thomas MORE ütopyada çalışma saatlerinin sabah 3,öğleden sonra 3 olmak üzere 6 saat olduğunu yazmıştı. Ütopyanın yazılmasından tam 506 yıl sonra insanlığın hala günlük 6 saat çalışma süresine kavuşamamış olması hem insanlık hem de emekçiler açısından büyük bir hayal kırıklığıdır. Emekçilerin çalışma saatlerinin kısalmasını talep ve gündemlerinde tutma isteksizlikleri ideolojik ve zihinsel olarak sermayenin ne kadar etkisinde olduklarının da ölçüsüdür. Uzun çalışma sürelerinin kısalması gündeme geldiğinde emekçilerin “Sizin şikâyet ettiğiniz çalışma saatlerine razı olacak milyonlarca işsiz insan var, ama patronlar bu parayı nasıl ödeyebilir, şirketler nasıl bu kadar insan istihdam edebilir” yakınmaları emekçilerin kendileri için değil sermaye adına kaygılanmaları, kendi varlıklarını sermayenin varlığıyla tanımlamaları gerçekten patoloji değilse nedir? 15. YY Katolik krallıklarında yılda 90 (52 Pazar,38 bayram) tatil günü kilise yasalarıyla güvence altına alınmışken 2022 yılında Türkiye de tatil günleri sadece kamu çalışanları için 113 gündür. Tatil günlerinin cumartesi günleri de çalışan özel sektör emekçileri için 65 gün olduğu görülüyor. Makineleşmenin, bilişimin doruğunda olduğumuz bu çağda günlük 8 saat çalışma süresinin emekçilerce kabul edilmesi sadece emekçi zihinlerin fethedilmesiyle açıklanabilir. Günümüz emekçisinin şayet anne ve baba olarak çalışma hayatında ise çocuklarına ayırdığı zaman günlük çalışma süresinin yarısı kadardır. Çocuğu için çalıştığını söyleyen emekçi çocuğuna 4-5 saat, işine ise 10 saat ayırabilmektedir. Emekçilerin eğlenmek,öğrenmek,gezmek için ne zamanları ne de paraları söz konusudur. El tezgâhlarından otomasyona geçilen süreçlerde “artık dinlenip, eğlenebiliriz” yerimize makineler çalışacak temennisi 200 yıl sonra bile gerçekleşmedi. Çalışmak için mi yaşıyoruz, yoksa yaşamak için mi çalışıyoruz ikileminde galiba çalışmak için yaşıyoruz. Günümüz kapitalist siteminde artan nüfusa ve gelişen bilimsel gelişmelere rağmen çalışma sürelerinin bu kadar uzun olmasının tek nedeni kapitalizmin yaratmak istediği işsizlik ordusudur. Kapitalizm bu işsizlik ordusu aracılığıyla emeğin maliyetini kölelik şartlarında tutuyor. “Çalışın işçiler çalışın daha uzun süreler çalışıp işsizler ordusunun büyümesi ve maaşlarınızın düşmesi için çalışın, işsizler ordusu büyüdükçe hiçbirinizin iş güvencesi kalmayacak ve daha ucuza çalışacaksınız” bu kapitalizmin yeni sloganıdır. Türkiye’de büyütülen işsiz ordusu ile emekçilerin maaşlarının erimesi arasında böyle bir korelasyon olduğu su götürmez bir gerçektir. Bilimsel, teknik gelişmeler, nüfusun geldiği düzey göz önünde bulundurulursa bir insanın günlük çalışma süresinin 8 saat olması sermayenin kar hırsından başka hiçbir gerekçe ile açıklanamaz. Sermayenin “bu kadar işsizliğin olduğu bir süreçte çalışma sürelerinden şikayet etmek abestir” söylemi bir saptırmadan ibarettir. Bu günkü emek dünyasında uzun çalışma süreleri bizzat işsizliğin nedenidir. Çok değil 50 yıl önce bin emekçinin bir fabrikada yaptığı işi şimdi 2 emekçi ve makinalar yapmaktadır. Dünyanın geldiği bu teknolojik aşamada bu çalışma süreleri ile insanların hepsine yetecek kadar iş yoktur. Emekçilerin çok uzun süredir bu taleplerini bayraklaştırmamasının nedeni örgütsüzlüğü ve ideolojik yenilgisidir. Bu anlamda sendikamız Tarım Orkam-Sen günlük çalışma sürelerin 7 saatle sınırlandırılması teklifi ve talebi hem makul hem de emekçiler açısından yeniden mevzilenme işareti olarak görülmelidir. Bu talep tıpkı 1 Mayıs 1886 şikago direnişinde bayraklaşan ve insanlığı zorlu 12 saat çalışma koşullarından 8 saat çalışma koşullarına taşıyan devrimsel süreç kadar önemli ve meşrudur. Tabi ki Sermayenin ideologları,ekonomistleri,gazeteleri,televizyonları ve zihinleri sermaye sınıfı tarafından fethedilmiş bazı emekçi kesimleri bu önerinin zamanlamasına itiraz edecek bu talebin emekçilerin gündeminden düşmesi için belki de emeğe yeni bir saldırı dalgası başlatacaktalardır. Fakat tüm saldırılara rağmen bu talep sendikamız öncülüğünde bayraklaştırılabilirse emekçi kitlelerin altında yeniden örgütlenebileceği bir bayrağımız olacaktır. Bu nedenle sendikamız Tarım Orkam Sen ve tüm üyeleri her platformda bu talebi örgütleme çabasından geri durmamalıdır. Ütopyayı geri çağırıyoruz, umudu, direnişi geri çağırıyor.1 Mayıs 1886 yılındaki işçilerin şarkısını yeniden dillendiriyoruz.
“Çok çalışmaktan yorulduk
Yaşamaya ancak yetecek kadar para
Düşünmeye ise zaman yok
Güneş ışığını hissetmek istiyoruz
Çiçekleri koklamak istiyoruz
Tanrının bunu istediğinden eminiz
Ve yedi saati alacağız…”

Ramazan POLAT
Tarım Orkam Sen / Tarım Ekoloji Çalışma Grubu
Yürütme Kurulu Üyesi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KESK HABERLER