NBA Jersey Sale Top Player Jersey Jacob deGrom Jersey Shop By Team Jersey Jose Altuve Jersey Manny Machado Jersey Mookie Betts Jersey St. Louis Cardinals Jersey Freddie Freeman Jersey Toronto Blue Jays Jersey Yadier Molina Jersey Javier Baez Jersey Cody Bellinger Jersey Boston Red Sox Jersey Milwaukee Brewers Jersey Cody Bellinger Jersey Seattle Mariners Jersey Jacob deGrom Jersey Boston Red Sox Jersey Washington Nationals Jersey San Francisco Giants Jersey Jacob deGrom Jersey Los Angeles Dodgers Jersey Jose Altuve Jersey Cleveland Indians Jersey Minnesota Twins Jersey Chicago Cubs Jersey Oakland Athletics Jersey New York Yankees Jersey Milwaukee Brewers Jersey Bryce Harper Jersey

Tarım Orkam-Sen 7. Dönem 5. Genel Meclisi Sonuç Bildirgesi | Tarım Orkam Sen
Çarşamba, Mayıs 22, 2024
Ana SayfaGenel Merkez HaberlerTarım Orkam-Sen 7. Dönem 5. Genel Meclisi Sonuç Bildirgesi

Tarım Orkam-Sen 7. Dönem 5. Genel Meclisi Sonuç Bildirgesi

TARIM ORKAM-SEN 7. Dönem 5. Genel Meclis Toplantısı 19-20 Ağustos 2023 tarihinde Ankara Eğitim Sen Genel Merkezi’nde aşağıdaki gündem maddeleri ile toplanmıştır.

GÜNDEM:

  1. Açılış
  2. Yoklama
  3. Divan Oluşturulması ve Saygı Duruşu
  4. Açılış Konuşması
  5. Siyasal/Sendikal Sürecin Değerlendirilmesi, Çalışma Raporlarının Sunulması ve Değerlendirilmesi
  6. Dönem Şube Genel Kurullarının Değerlendirilmesi
  7. Tüzük Değişiklik Komisyonun Kurulması
  8. Sonuç Bildirgesinin Okunması ve Kabulü
  9. Kapanış

Sistemin yıllardır sömürü düzenini devam ettirmek adına kendi içinde yaşadığı çoklu ekonomik, politik, ekolojik, kültürel ve sosyal krizleri aşmak için topluma ve emekçilere uyguladığı baskılar artarak devam etmektedir.

Toplumsal muhalefeti, en basit hak arayışında dahi kurmuş olduğu faşist araçlarıyla gayri meşru ilan eden iktidar, meşrulaştırdığı gayri meşru araçlarla her alanda hak ihlalleri yaparak bir seçim gerçekleştirmiştir. İktidar, kitlesel itiraz ve hak arama meşruiyetini ortadan kaldırmış, yaptığı manipülasyonlarla muhalefetin söylemlerine yön vermiş ve hatta belirlemiş, toplumun gerçeklik algılarıyla oynamaya çalışmıştır. AKP-MHP gerici bloğu, ayrıştırıcı bir dil kullanarak ve dini siyasallaştırarak oluşturdukları ortamda, bir akıl tutulması yaratarak gören gözleri kör etmek istemiş, toplumun uygulanan politikalara ve faşizan baskılara  sessiz kalmasını sağlamaya çalışmıştır.

Mevcut iktidar toplumsal yaşamın her alanında geriye dönüşü zor tahribatlar yaratmıştır. 2023 yılı ülke halkı ve emekçileri açısından büyük bir yıkımla başlamıştır. Doğayı talan eden rantçı zihniyet ne kadar tehlikeli olduğunu ve rant uğruna tarım alanlarımızı istila ederek betona gömmesinin acısını    6 Şubat Kahramanmaraş Depreminin sonuçları bizlere yaşatarak göstermiştir.  AKP-MHP faşist iktidarı, ülkeyi içinden çıkılmaz, siyasal, sosyal ve ekonomik bir buhrana sokmuş, toplumu tahakkümü altına almıştır. 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan genel seçimi, baskı ve milliyetçi söylemler üzerinden manipüle ederek, süregelen problemler yumağıyla ülkeyi derin bir krize sokmuştur.

Ülkede giderek kemikleşen sağcılaşma eğilimi, toplumun her kesimine yayılmıştır. Öyle ki; muhalefet bile genel seçim sürecindeki söylemlerini sağcı söylemler üzerine kurarak, hem 14 Mayıs, hem de 28 Mayıs’ta halkı kendi kaderi ile baş başa bırakmıştır. Genel seçim sonuçları halkın değişim umudunu kırmışsa da; seçimlerin hemen ardından daha da artarak gelen zamlar, hukuksuzluklar, ekolojik yıkımlar biz emekçilerin haklı taleplerinin daha yüksek sesle dile getirmemiz iradesini güçlendirmiştir.

6 Şubat Kahramanmaraş Depremi canlarımızı alarak bizi derinden yaralamış ama aynı zamanda da pek çok konuda haklılığımızı ortaya çıkarmıştır. Sendikamız kurulduğu günden beri doğanın talanına, tarım arazilerinin betonlaşmaya açılmasına, ovalara ve dere yataklarına yaşam alanlarının kurulmasına itiraz etmiş, imar afları karşısında sesini yükseltmiştir. Ancak bizleri dinlemeyen rantçı AKP iktidarı, bunların tam tersini yaparak yandaşlarıyla birlikte, halka ait olan mevcut kaynakları yiyerek zenginleşmiş, ovalar ve dere yataklarında belediyeler ve bakanlıklar eli ile imar değişiklikleri yapmıştır. 2019 yerel seçimlerinde, adını “barış” koydukları ve meydanlarda pazarladıkları imar affı, 50 binden fazla insanımızın ölmesine, 850 bine yakın vatandaşımızın da yaralanmasına neden olmuştur.  Bu deprem büyük bir psikolojik ve mali yıkım yaşatarak tüm ülkeye ağır bir fatura ödetmiştir.

Yandaşlığın, kayırmacılığın ve liyakatsizliğin tavan yaptığı ülkemizde, mevcut iktidar yarattığı bu soygun düzenine kaynak yetiştirmek için ülkenin her yerini her zamankinden daha fazla talan etmeye devam ediyor. Muğla İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı’ndaki ağaç katliamını, Limak-İçtaş çetesine daha çok alan açmak için yapmaktadır. İktidar, ülkedeki orman alanlarını madencilik faaliyetlerine açtığı yetmiyormuş gibi, bu alanlara sürekli kapasite artırımı vererek talanı daha da büyütmektedir.

Sermayeye, yasalarla peşkeş çekilen doğal yaşam alanları, insanın da bir parçası olduğu ekosistemi yok etmenin yanı sıra, kendi arazisinde üretim yapan köylüleri de üretimden uzaklaştırarak, üreten köylünün sermayeye ucuz işgücü olmasına sebep olmuştur. Kendi toprağını ekip biçen, ekolojik dengeyi muhafaza eden köylüler, sermayenin kâr hırsıyla topraklarından edilmek istenmektedir. Bunun en yakın örneği, 2005 yılında alınan AİHM kararı ve Muğla İdare Mahkemesi’nde sürmekte olan davaya rağmen, mevcut iktidardan güç alan Limak Holding’in hukuksuz bir şekilde Akbelen Ormanı’nda yaptıklarıdır. İktidarın gücünü arkasına alan sermaye, burada gerçekleştirdiği talanı engellemeye çalışan köylülere ve eylemcilere, devletin kolluk kuvvetlerini kullanarak saldırmaktadır. Diğer taraftan güvenlikçi politikalar nedeniyle Cudi’de ormanlar her yıl olduğu gibi yine yakılmaktadır. Özellikle son yıllarda, bölgede binlerce hektar orman ya kesilerek ya da yakılarak bizzat iktidar tarafından yok edilmiştir.

Doğanın katledilmesine karşı gerçekçi olmayan önlem paketleriyle ve işlevsel olmayan İklim Bakanlığıyla, felaketleri görmezden gelen, salt rantını gözeten sermayenin, diğer felaketlerde olduğu gibi yaratmış olduğu ekolojik felaketler için de çözümü yoktur. Örneğin, ülkenin katma değerli ürünlerinden olan fındığı, çok uluslu şirketlere peşkeş çektiği yetmezmiş gibi yandaş sermayesinden bir şirkete fındık kabuğundan enerji üretimi için sınırsız imtiyazlar vererek hava kirliliğine neden olmuştur.

Kürt sorununda yaşanan çatışmalı sürecin ağır insani kayıplarının yanı sıra, ülkeye ekonomik maliyetinin de 5 trilyon doları aştığı ve bu ekonomik kayıpların ülke emekçilerinin alın teri olduğu sendikamız tarafından defalarca vurgulamıştır. Sendikamız Kürt sorununun demokratik çözüme kavuşmasının, emekçilerin ekonomik haklarında ve ülkenin demokratikleşmesinde çok büyük bir ilerleme sağlayacağını her fırsatta dile getirmiştir. Yaşanan son seçim süreci, iktidarın ve devlet aygıtlarının, ezilenler, emekçiler ve tüm muhalif kitle üzerinde özellikle son yıllarda kendisini ne kadar mutlaklaştırdığını göstermiştir. 50 yıldır iktidar aygıtını eline alarak her türlü düzenlemeyi kendi lehine gerçekleştiren sistem, muhalefeti de istediği şekilde biçimlendirmiş, kendine her alanda meşruiyet kazandırmıştır.

Gelinen süreçte iktidar, ülkenin demokratikleşme ve aydınlanma mücadelesini, eline geçirdiği araçlar ile iyice baskılamaya çalışmakta, ülkeyi, hızla daha gerici ve şeriatçı bir topluma dönüştürmektedir. İktidar, ülke bütçesinden büyük bir pay ayırdığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kullanarak, gerici ve şeriatçı zihniyeti, cemaatlerden çocuklarımızın okullarına sokmuş, bu yolla da toplum düzenini yeniden dizayn etme art niyetini ve çabasını çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Genel seçim sonuçlarının iktidarı ne kadar güçlendirdiği, elde ettiği bu güçle bizleri nasıl bir karanlığa sürükleyebileceği gerçeği bizlere, cumhuriyetin kazanımlarına her zamankinden çok daha fazla ve “acil” bir şekilde sahip çıkmamız ve kazanımların demokratik bir şekilde geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir.

AKP-MHP bloğu bir bütün olarak olağanüstü hâl rejimidir. Milliyetçiliği de yanına alarak, Hüda-Par, Büyük Birlik Partisi ve Yeniden Refah Partisi gibi radikal kesimlerle, kadına ve LGBTİ+’ lara karşı Cumhuriyet tarihinin en radikal muhafazakâr bloğunu oluşturmuşlardır.

Kadının iş yaşamında olmasına sıcak bakmayan, kız çocuklarının okumasını bile istemeyen Taliban ve İŞİD zihniyetiyle karşı karşıyayız. İktidarın yaratmış olduğu yoksulluk, erkek şiddetine maruz kalan ve maruz kalmaya mecbur bırakılan kadın sayısını arttırmıştır. Bu iktidarla birlikte ve özellikle kayyumlar döneminde, kadın kurumlarının kapatılmasından sonra, taciz ve tecavüzlere dair veriler tutulamaz ve gerçek rakamlar bilinemez hale geldi. İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece kararnamesi ile feshedilmesine karşı verdiğimiz hukuki süreçler devam ederken, üstüne bir de 6284 sayılı kanunun kaldırılma çabası kadınlar son derece vahim bir durumdur.

Kadınların yaşadığı şiddet, eril siyasi iktidar tarafından organize bir şekilde sahiplenmekte, kadın mücadelesi veren kesimler de hedef haline getirilmektedir. Çünkü kadın mücadelesine yapılan bu müdahalelerle amaçlanan, kadınların politikleşmesinin önüne geçmektir.

Öte yandan, mevcut iktidar yaşamın her alanında çok daha fazla dezavantajlı olan kadınların hayatını daha da güçleştirmiş, emekçilerin en doğal hakkı olan kreş hakkının tanınmaması nedeniyle daha fazla sayıda kadının işgücünden uzaklaştırarak daha da dezavantajlı duruma gelmesine neden olmuştur.

Sistem kadınların örgütlü mücadelesini parçalamak üzerine politikalar üretmeye devam ederken, bizler de bu mücadeleyi, her zamankinden çok daha güçlü bir şekilde yürütmeye elbette devam edeceğiz.

Yakın zamanda İran’da başlayan kadın başkaldırısı, toplumsal olarak bizleri bekleyen felaketleri göstermiş, ataerkil düzenin, erkek egemen kültürün, artık tarihin arka sayfalarına atılması gerektiğinin aciliyetini bizlere çarpıcı bir şekilde göstermiştir. İran örneği aynı zamanda, toplumsal değişim ve dönüşümde, kadınların sahip olduğu tarihsel rolün önemine de vurgu yapmış ve bizlere, bir kez daha “kadın varsa yaşam var; yaşam varsa kadın vardır” şiarını hatırlatmıştır.

İktidarın neoliberal politikaları örme pratiğini, ekonomik kıskaca alınmış halkın manipülasyonlarla nasıl yönetildiğini, emekçilere yapılan zam oranlarına bakarak kolayca anlayabiliriz. Kamu emekçisi ve emeklilere yapılan sınırlı zamlar, tabanda sefalet ücretini eşitlemeyi hedeflemektedir. İktidara yüklenmek yerine kendi içlerinde birbirleri ile mücadele eder hale getiren siyasal iktidar, bu yolla işçi ve emekçilerin mücadelesini birleştirmenin de önüne geçmeyi amaçlamıştır. Yapılan maaş zamlarının açıklanan vergi artışlarıyla ve yılın geri kalan kısmında artmasına kesin gözüyle bakılan enflasyonla geri alınacak olması, yapılacak maaş zamlarının hiçbir pratik karşılığı olmadığını, aksine yoksulluğu daha da artırdığını göstermektedir.

Son seçimi de kazanarak, toplumdaki hiçbir talebi dikkate almadan iyice tahakkümünü kuran, tek bir adamın kafasına göre takıldığı bir süreç yaşıyoruz. TÜİK’ in sahte rakamlarına rağmen enflasyonu düşüremeyen iktidar, toplu sözleşmeyi rafa kaldırarak, ücret zamlarını kendi istediği gibi yapmaktadır. Son Temmuz zammında kanun ve yönetmeliklere aykırı olarak, emekliliğe yansımayan bir ilave ödeme yapan iktidar yine emekçilerin alın terinden, geleceğinden, cebinden çalmıştır. Emeklilere, adeta “yaşama, öl” diyerek, ilave ödeme vermemiştir. Çalışan ve emekliye verdiği ücret zamlarını, tüketim kalemlerinde  yaptığı zam furyası ile geri almıştır. Halk artık en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiştir.

Bilindiği üzere 01 Ağustos 2023 tarihinde kamu emekçileri için yeni bir toplu sözleşme süreci başladı. Bu süreçte iktidar, kadük olmuş toplu sözleşme kanunuyla ve yandaş sendikası ile bir tiyatro oynamaktadır. İktidar, gerçek enflasyon rakamları %100’leri aşarken ve tarımsal girdiler kat be kat artarken, meydana gelen üretim krizini görmezlikten gelmektedir. Yandaşı ve ortağı olduğu sermayeyi zenginleştirmek için tarımsal ve hayvansal ürünlerin ithalatına izin vermekte, inşaat sektörünü sübvanse ederek, sosyal devlet kisvesi altında yandaşlarını palazlandırmaya devam etmektedir. Her güne yeni zamlarla uyanan emekçi, üretici, esnaf, köylü, her geçen gün daha da yoksullaşırken, AKP sadece kendi iktidarını sürdürmenin ve birlikte hareket ettiği sermaye gruplarının kârını arttırmanın derdine düşmüş durumdadır.

Yaşamın var olduğu günden beri, yaşanan bu çoklu krize karşı bizler hep vardık ve bu nedenle ortak mücadele etmek, en önemli tarihsel sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk bilinci ve mücadele geleneğimizle önümüzdeki süreci toplumsal muhalefetin bütün kesimleriyle ortaklaştıracak şekilde, emek mücadelesinin öznelerinin etkin tarihsel rolünü dikkate alarak, geleceği biz ezilenlerin lehine dönüştürecek emeğin, barışın, demokrasinin ve ekolojik yaşamın hâkim olduğu bir toplumu yeniden kuracak gücümüz vardır. İşte bu güç ve sorumlulukla, örgütlülüğümüz ve mücadele azmimizle diyoruz ki;

GELECEĞİN İÇİN, SEN DE TARIM ORKAM SEN’e KATIL! KAZANAN BİZLER OLACAĞIZ, ÇÜNKÜ MÜCADELEMİZDE HAKLIYIZ…

Tarım Orkam-Sen 7. Dönem 5. Genel Meclisi, yukarıdaki siyasal ve sendikal tespitler doğrultusunda önümüzdeki sürece ilişkin mücadele programı kararlaştırmıştır. Bu programa göre;

  • Grevli toplu iş sözleşmesi hakkı için verdiğimiz mücadele yükseltilerek devam edecektir.
  • Ek gösterge düzenlemesinin eksikliklerinin ortaya çıkardığı hak kayıpları konusunda çalışmalar yapılacaktır.
  • Eşit işe eşit ücret ilkesine göre, emekli aylık bağlanma oranlarının yeniden belirlenmesi ve ek ödemelerin emekli aylığına yansıtılması yönünde çalışmalar yapılacaktır.
  • 2008 yılında çıkan 5510 sayılı yasa, yasaya tabi emekçilerin emekliliklerinde büyük kayıplar yaşanmasına yol açacağından bugünden buna uygun bir tutum ve çözümün belirlenmesi için çalışmalar yapılacaktır.
  • Örgütlenme kapsamında, yeni üyelere yönelik hem sendika hem de konfederasyon nezdinde eğitimler planlanacaktır.
  • Laboratuvar gibi kimyasalların kullanıldığı, arazi çalışmalarının olduğu, tarım alet ve makine deneylerinin yapıldığı ve benzeri riskli çalışma ortamlarında çalışan kadın emekçilerin hamilelik ve emzirme süresi boyunca;
  • Kanser, diyabet, epilepsi, kalp hastalıkları gibi hayati hastalıkları bulunan kamu emekçilerinin, durumlarını doktor raporu ile belirlemek şartı ile, doktor tarafından sağlığını kazandığına dair bir rapor verilinceye kadar bu ortamlarda çalıştırılmaması ve hizmet kolumuzda oluşan ve oluşabilecek meslek hastalıklarının önlenmesi, teşhis ve tedavi edilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılması konularında çalışmalar yapılacaktır
  • İş kolumuzda bulunan tüm hizmet sınıfları ve tüm hizmet birimlerindeki emekçilerin taleplerinin gündemde tutulmasına yönelik çalışmalar yapılacaktır.
  • Yaşadığımız deprem sonucunda, mağdur olmuş üyelerimizle sendikamızın dayanışma fonunu kullanarak dayanışmada bulunmak ve bundan sonra yaşanabilecek benzer durumlar için kullanılmak üzere, ayrıca bir fon oluşturulması yönünde çalışmalar yapılacaktır.
  • Ülke gündemini işgal eden meslek sendikacılığına karşı, bütünlüklü mücadele hattını örmek için hem sendikamız hem de konfederasyonumuz nezdinde çalışmalar yapılacaktır.
  • Sözleşmeli çalışanların yaşadığı hak kayıplarından kaynaklı mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda çalışmalar yapılacaktır.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KESK HABERLER