image

Çeyrek asra yaklaşan iktidar döneminde AKP; emek alanında olduğu kadar doğa üzerinde de yıkıcı politikalara öncülük etmiş, bu alanda da geri dönüşü zor yıkımlara ve yok oluşlara sebebiyet vermiştir. AKP döneminde doğa ve emek kesiminde sömürünün boyutu her geçen gün artmış, sermaye lehine düzenlemeler ile varsıl kesimler hızla zenginleşirken, emek kesimi açlık ve yoksulluğa mahkum edilirken; sermayenin ucuz hammadde olarak gördüğü doğa hızlı bir yıkım ve yok oluş sürecine girmiştir. 

Doğa üzerinde yaşanan bu yıkım sürecinin en bariz görüldüğü alanların başında Orman alanlarımız gelmektedir. Bu güne kadar orman alanlarının sermaye kesimi lehine kullanımının önünü açan düzenlemelerin boyutu ve içeriği AKP döneminde de artarak devam etmiştir. Orman alanlarımızda yaşanan yıkım sürecinin en son aygıtlarından biri 2018 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen Ek Madde 16 ile olmuştur.

Önceki düzenlemelerden farklı olarak bu ek kanun maddesi ile orman alanlarına müdahalenin boyutu artmıştır. Müdahaleler yalnızca “orman niteliğini yitirmiş” alanlarla sınırlı kalmamış; “bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen” veya “yerleşim yeri oluşturulması uygun bulunan” taşlık, kayalık, verimsiz alanları da orman sınırları dışına çıkarılabilir hale getirmiştir.

 

Ancak şunu ifade etmek gerekir ki bu kanun maddesi açık şekilde kamusal yaklaşımdan uzak olduğu kadar bilimsel doğruları da çarpıtmakta; onları hiçe saymaktadır. Bilindiği üzere orman ekosistemi birbirini bütünleyen, devamlılığı olan ekosistemler bütünüdür. Yani orman ekosistemi sadece ağaçlardan mütevellit bir alan olmayıp; barındırdığı orman içi açıklıklarla kayalıklarla, orman içi açıklıklarla, kurumuş ağaçlarla büyük ve bütünleşik bir ekosistemin adıdır. Tüm bu farklılık ve çeşitlilik orman ekosisteminin sağlıklı ve güçlü şekilde devamlılığının temel şartıdır. Canlı ağaçlar dışındaki açıklıklar, çıplak kayalıklar vs. ağaçlardan öte birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bu düzenleme bu bilimsel gerçekliği göz ardı ederek, orman alanları içerisinde yapılaşmanın önünü açabilmek adına orman ekosisteminin ayrılmaz parçası olan orman içi açıklıkları, kayalıkları yerleşim ihtiyacı bahanesiyle kullanılabilir hale getirmiştir.

 

Bu düzenleme neticesinde Anayasa’nın 169 ve 170. maddelerinde öngörülen tarihsel sınırlar (31.12.1981) ve koşullar göz ardı edilmiş, Ek Madde 16  bu sınırı 2018’e taşıyarak “üzerinde yerleşim bulunan” veya “yerleşim yeri oluşturulması uygun, taşlık–kayalık–verimsiz, fiilen orman vasfı taşımayan” gibi muğlak kategoriler üzerinden çok daha geniş hatta sınırsız bir orman dışına çıkarma takdir yetkisi Cumhurbaşkanlığına vermiştir. Bu durum, uygulamayı keyfi ve denetimsiz hale getirmiş; bilimsel gerçeklere aykırı bir yaklaşımla ormanlardaki ekolojik bütünlük tamamen riske atılmıştır.

 

Bu düzenleme ile 2018–2025 yılları arasında toplam 50.395.128,56  m2 lik alan ( 5.039,51 ha) orman sınırları dışına çıkarılmışken (Türkiye Ormancılar Derneği) en son olarak 10778 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Muğla’nın da aralarında bulunduğu 11 ilde "1 milyon 651 bin metrekare alan Orman Kanunu’nun ek 16’ncı maddesi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılmıştır.

 

Bu düzenleme orman ekosistemini paramparça etmiş, içerisindeki insan faaliyetini artırmış ve doğal olarak yangın riskini artırıcı bir etki yaratmıştır. 

 

Açıkça belirtiyoruz ki

 

·        Bu düzenlemeler kuraklık riskinin sürekli bir afet riski haline geldiği ülkemizde su kaynaklarını tehdit etmektedir.

 

·   Benzer şekilde orman yangınlarının şiddeti ve sıklığının sürekli arttığı ülkemizde orman içi insan faaliyetlerinin artırılmasına sebep olan bu düzenlemeler ülkemizdeki orman yangını riskini ve olası can kayıplarını artırmaktadır.

 

·  Bu düzenlemeler kamusal varlıklarımız olan ormanlarımızın imar affı benzeri beklentiler oluşturmuş ve ormanlarımızın sürekli şekilde yıpratılması ve parçalanmasının önünü açmaktadır.

 

·        Orman alanlarımızda yaşayan canlı varlıklar, ekosistem ve habitatlar öncesine göre daha savunmasız hale gelmişlerdir. 

 

 

 

Özünde kamusal alanlarımızı ve yaşam alanlarımıza göz diken bu yıkım düzeninin bir aygıtı olarak gündeme gelen Ek-16 madde uyarınca yapılan her düzenlemeler orman alanlarımızı, geleceğimizi, ahlaki değerlerimizi yıpratmaktadır. Unutulmamalıdır ki emeğimizi sömüren düzen aynı zamanda doğamızı da sömürmektedir. Ve bu iki alanda mücadelede kader birliği şart ve elzemdir. Bu düzenlemeler yurdumuzun eşsiz coğrafyasında geri dönüşü olmayan zararlar vermektedir. Bu sebeple ormanlık alanlarımızda yıkıma yol açan bu düzenlemelerin susuzluk ve yangın riskinin artık kalıcı hale geldiği ülkemizde son verilmesini talep ediyor tüm ilgili sivil toplum kuruluşları ve kamuoyunu bu düzenlemelere karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz.

 

 

TARIM ORKAM SEN