TOPRAK KORUMAVE ARAZI KULLANIMI KANUNU ILE ÇELTIK KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞIŞIKLIK YAPILMASINA DAIR KANUN TEKLIFİNE İLİŞKİN İNCELEME VE DEĞERLENDİRME RAPORU
Raporun PDF Formatına Erişmek İçin;
Kanun_Teklifi_TarımOrkamSen_Hukuki_İnceleme.pdf
Bu rapor sendikamızın “Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanunu
ile Çeltik Kanunu ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin anayasal hükümler, orman
hukuku ilkeleri ve yerleşik yargı içtihatları çerçevesinde değerlendirilmesi amacıyla
hazırlanmıştır. Sendikamızca kanun
teklifi iki bölüm olarak incelenmiştir. Birinci bölümde orman alanları ile
ilgili yapılan değişiklikler ikinci bölümde ise tarımsal faaliyetler ve toprak
koruma ile ilgili olanlar incelenmiştir.
BÖLÜM 1
Düzenlemenin
içeriğindeki orman ile ilgili maddeler yüzeysel olarak teknik ve sektörel bir mevzuat
değişikliği gibi sunulmakla birlikte, gerçekte Türkiye’de orman rejiminin temelini
oluşturan koruma yaklaşımını zayıflatabilecek nitelikte yapısal değişiklikler içermektedir. Bu yönüyle
teklif, yalnızca bir mevzuat değişikliği değil; ormanların hukuki statüsünü
dönüştürmeye yönelik sistematik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir.
I.
ANAYASAL KORUMA REJİMİ VE DEVLETİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ
İnceleme Açısından Temel Anayasal İlkeler ve
Hükümler şunlardır: “m.169: Ormanların
korunması ve geliştirilmesi, daraltılamaması”, “m.170: Orman köylüsünün
korunması”, “m.56: Sağlıklı ve dengeli
çevrede yaşama hakkı”, “m.35: Mülkiyet hakkı”, “m.2: Hukuk devleti ilkesi” bu maddeler birlikte değerlendirildiğinde, Ormanlar, yalnızca ekonomik
varlık değil devletin koruma yükümlülüğü
altında bulunan üstün kamu yararı niteliğinde alanlardır.
Anayasa’nın 169. maddesi, ormanların korunmasını devletin
takdirine bırakılmış
bir politika tercihi değil, emredici bir anayasal yükümlülük olarak düzenlemiştir. Bu hüküm uyarınca:
Ø Ormanlarkorunur ve genişletilir.
Ø Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyete
izin verilemez.
Ø Orman
sınırları daraltılamaz
Bu düzenleme, yasama organı dahil olmak üzere tüm devlet organlarını
bağlayan üst norm niteliğindedir. Dolayısıyla, kanun koyucunun bu alandaki düzenleme
yetkisi sınırsız olmayıp, anayasal sınırlar
ile sıkı
şekilde çevrelenmiştir. Burada özellikle vurgulanması gereken
husus şudur:
Anayasa,
yalnızca toplam orman alanını değil,
belirlenmiş orman sınırlarının kendisini koruma altına almaktadır.Bu nedenle:Orman alanlarının yer değiştirmesi, takas edilmesi
veya “eşdeğer alan” mantığı ile telafi edilmesi anayasal korumayı ortadan kaldıran
bir yaklaşım niteliğindedir.
II. KANUN TEKLİFİNİN GENEL YAKLAŞIMINA İLİŞKİN ELEŞTİRİ
Teklif bütün olarak değerlendirildiğinde, temel yaklaşımın;
ormanların korunması değil, ormanların ekonomik değerinin maksimize
edilmesi olduğu açıkça görülmektedir. Bu yaklaşım, ormancılık politikasında köklü bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir
değişim
değil anayasal
koruma rejiminin aşındırılmasıdır.
|
Geleneksel Yaklaşım |
Teklifteki Yaklaşım |
|
Koruma öncelikli |
Ekonomik
kullanım öncelikli |
|
Kamu yararı esaslı |
Piyasa temelli |
|
Eko sistem odaklı |
Karbon verant
odaklı |
III.
KARBON YUTAK ORMANLARI: ÇEVRE POLİTİKASI
KILIFI ALTINDA PİYASALAŞTIRMA
Madde 13, ilk bakışta madde metni; Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği
Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Türkiye’nin sera gazı azaltımı, karbon tutum
kapasitesinin artırılması hedeflerine uyum sağlama amacı taşımaktadır. Bu yönüyle
düzenleme ilk bakışta çevre koruma odaklı uluslararası yükümlülüklere uyumlu
görünmektedir. iklim değişikliği ile mücadele kapsamında olumlu bir
düzenleme gibi sunulmaktadır. Ancak düzenlemenin içeriği incelendiğinde, bu yaklaşımın ciddi bir yanılsama olduğu ortaya çıkmaktadır.
1. Mevcut Ormanların Tahsisi Sorunu
Madde içerisinde yer alan “kurulmuş ormanların tahsis edilmesi, yönetilmesi ve işletilmesi”
ifadesi düzenlemenin en problemli kısmıdır. Düzenleme, yalnızca yeni orman kurulmasını değil, mevcut ormanların da tahsis edilmesini mümkün kılmaktadır.
Ormanlar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Özel mülkiyete konu
edilemez (istisnalar hariç). Kamu hizmeti kapsamında yönetilir. Bu kapsamda:
Orman Genel Müdürlüğü bir kamu idaresi olarak ormanları işletmekle yükümlüdür.
Bu durum şu sonuçları doğurur:
En yüksek karbon tutma kapasitesine
sahip doğal ormanlar düşük maliyetlerle özel aktörlerin kullanımına açılır. Bu, açık biçimde kamu varlığının dolaylı özelleştirilmesidir. Bu düzenleme fiilen karbon piyasası
aktörlerine, mevcut ormanların kullanım hakkının verilmesini mümkün
kılmaktadır.
Bu durum kamu hizmetinin
özelleştirilmesi, doğal varlıkların ekonomik enstrümana dönüştürülmesi,
sonuçlarını doğurur. Kamuya ait ekolojik değerler piyasa aracına dönüştürülür.
2. Ekosistem Yerine Karbon Odaklı Yönetim
Karbon
piyasası mantığı: Biyolojik çeşitlilik,
su rejimi, toprak dengesi gibi ekosistem unsurlarını ikinci plana
iter. Bu durum ormanların “çok işlevli ekosistem” olmaktan çıkıp karbon
üretim sahasına” indirgenmesi sonucunu doğurur.
Bu yaklaşım orman
bilimi ile de açıkça çelişmektedir.
Anayasa’ya göre Ormanlar devlet tarafından
korunur. Ormanların tahribine yol açacak faaliyetlere izin verilemez.
Karbon piyasası mantığı ise maksimum karbon
kredisi üretimi, ekonomik getiri odaklı işletme üzerine kuruludur. Bu durum
ekosistem bütünlüğünün ikinci plana itilmesiriskini doğurur.
3. Kamu Yararı İlkesinin Aşınması
Ormanlar; tüm toplumun ortak varlığıdır.
Bireysel ekonomik kazanç aracı olamaz.
Ancak bu düzenleme ile belirli sermaye gruplarına kamuya ait doğal kaynaklar
üzerinden kazanç sağlama imkânı sunulmaktadır. Bu durum eşitlik ilkesine
ve kamu yararı anlayışına aykırıdır.
Düzenleme aynı zamanda büyük sermaye gruplarının
mevcut ormanlara erişimini kolaylaştırır, küçük ölçekli aktörleri dışlar. Bu yönüyle
rekabet eşitsizliği, kamu kaynağının belirli kesimlere aktarılması riski taşır.
Bu madde genel
olarak iklim politikası aracı gibi görünmekte ancak gerçekte ormanların
ekonomik kullanımını genişleten bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
IV. ORMAN SINIRLARININ FİİLEN DARALTILMASI
Madde 14, teklifin en kritik
ve en ağır hukuka aykırılık
içeren düzenlemesidir. Bu madde
teklifin en ağır hukuki sorunları içeren bölümüdür.
1. Açık Anayasa İhlali
Madde ile; kesinleşmiş orman kadastrosu alanlarının
özel kişilere iadesini öngörmektedir. Ancak Anayasa
açıkça “Orman sınırlarında daraltma yapılamaz” demektedir. Kritik nokta bu hüküm “toplam orman alanı” değil
“belirlenmiş orman sınırları”nı korur. Dolayısıyla: Tek bir parselin bile
iadesi anayasal ihlal oluşturur. Bu nedenle
düzenleme Anayasa’nın 169. maddesine açıkça aykırıdır.
2. “Eşdeğer Alan” Yaklaşımının Hukuki Geçersizliği
Teklifte: “İade edilen alan
kadar başka alan tahsis edilir” yaklaşımı
benimsenmiştir. Ancak bu yaklaşım anayasal sistemde
karşılığı olmayan tamamen idari bir kurgudur. Ormanların bulunduğu yer korunur,
başka bir yerde orman kurmak ihlali ortadan kaldırmaz. Maddeye göre iade
edilen alan kadar başka alan
OGM’yetahsis edilecektir.
Bu yaklaşım teknik olarak “denge” sağlıyor gibi görünse de hukuken geçerli değildir. Çünkü Anayasa yer değişimine izin vermez. Ormanın
bulunduğu yer korunur.
Bu nedenle bu düzenleme açıkça anayasanın dolanılmasıdır.
3. Hukuki Güvenliğin Ortadan Kaldırılması
Madde ile kesinleşmiş kadastro işlemleri yeniden tartışmaya açılmaktadır.
Bu durum hukuk devleti
ilkesini, mülkiyet
düzeninin istikrarını, idari işlemlerin
kesinliğini, ağır şekilde zedelemektedir.
Bu durum hukuk
devleti ilkesine (m.2) ve hukuki güvenlikilkesine aykırıdır.
Ayrıca
Yargıtay içtihatlarına göre
kesinleşmiş mülkiyet ve
kadastro işlemleri geriye dönük
olarak değiştirilemez.
4. Gizli 2/B Mekanizması
Madde içinde
başvuru yapılmayan alanların 6292 sayılı Kanun kapsamına alınması
öngörülmektedir.
Bu durum açıkça
ifade edilmese de yeni bir 2/B alan üretme mekanizmasıdır.
Kanun gerekçesinde tazminat yükü, Hazine zararı öne
sürülmektedir. Ancak mali gerekçeler anayasal korumayı ortadan kaldırmaz .Bu yaklaşım şeffaflık ilkesine aykırıdır, yasama tekniği açısından sakıncalıdır.
İade edilecek
alanlar: kıyı, turizm, yüksek değerli bölgeler yerine verilecek alanlar
belirsizdir.
Bu durum
uygulamada fiilen imkânsızlık doğurur. Düzenleme kâğıt üzerinde kalır veya keyfi uygulanır.
V. 2/B’NİN SİSTEMATİK GENİŞLETİLMESİ
Madde 15’te ise 2/B düzenlemeleri tarihsel olarak, istisnai, sınırlı,
geçici uygulamalar olarak kabul edilmiştir.
Ancak bu madde ile 2/B kalıcı ve genişletilebilir bir mekanizmaya dönüştürülmektedir.
1. Yargı Kararlarının Etkisizleştirilmesi
Madde
ile daha önce yargı tarafından reddedilmiş alanlar yeniden değerlendirmeye açılmaktadır.
Bu durum yasama organının yargıyı
dolanmasıdır.
2. Kadastro Sisteminin Çökertilmesi
Kadastro sürecinde tüm alan incelenir. “Başka 2/B
alanı yoktur” şeklinde tutanak altına
alınır. Bu bir kesin idari tespittir. Buna
rağmen yeniden işlem
yapılması idari istikrar
ilkesine kesinlik ilkesine aykırıdır. Bu
madde ile bu ilkeler tamamen ortadan kaldırılmaktadır.
3. Rant ve Suistimal Riski
Bu düzenleme keyfi alan belirleme, siyasi müdahale, rant dağıtımı
risklerini ciddi şekilde artırmaktadır.
VI. BÖLÜM
DEĞERLENDRMESİ
Kanun teklifi
anayasal koruma rejimini zayıflatmakta, ormanları ekonomik
meta haline getirmekte, kamu
yararını ikinci plana itmekte, hukuk
devleti ilkesini aşındırmaktadır
Bu haliyle
teklif çevre hukuku açısından, anayasa hukuku açısından, kamu yönetimi açısından, ciddi sakıncalar
içermektedir. Kanun teklifibütün olarak değerlendirildiğinde:
1.
AnayasalAykırılık
• m.169 (ormanların daraltılamaması)
• m.56 (çevre hakkı)
• m.2 (hukuk devleti)
İle ciddi
çelişkiler içermektedir.
2. Yapısal
Riskler
• Ormanların ekonomik meta haline gelmesi
• Karbon piyasası üzerinden dolaylı
özelleştirme
• 2/B’nin genişletilmesi
• Yargı kararlarının etkisizleştirilmesi risklerini taşımaktadır.
BÖLÜM 2
Bu
bölümde düzenlemenin çeltik tarımı, şeker tarımı, toprak koruma ile ilgili
maddelere yönelik değerlendirmeleri içermektedir. yasa değişikliği ile iyi
yönlü düzenlemeler yapılıyor görünse de tarımsal faaliyetlerin ve tarım
arazilerinin korunması ile ilgili su
ihtimaller ortaya çıkmasına neden olabilecektir.
I.
ÇELTİK TARIMI
Madde 1 ile 1936 yılında
belirlenmiş sınırlar yeniden düzenlenmektedir. düzenleme gerekçesi artık sıtma
görülmemesi ve sulama yöntemlerinin gelişmesi bu sınırın yeniden belirlenmesini
zorunlu kıldığını, teklifte il ve ilçe merkezlerine imar sınırından sonra 500
metre köy ve mahallerde 50 metre olarak belirlenmesi gerekçelere uygun
görünmektedir.
Ancak sendika olarak 20 yıllık AKP
iktidarının rant odaklı kent genişlemeleri düşünüldüğünde il ve ilçe imar
sınırları sürekli değişmekte olduğundan arada kalan tarım arazileri imara
açılabileceği riskini taşımaktadır. Ayrıca bu nedenle birkaç yıl sonra bu sınır
tekrar belirlendiğinde kaybedilen tarım arazileri sonucunda çeltik üretim
alanları daralarak, üretim miktarında düşüşler sonucu ithalatın daha artmasına
sebep olacaktır.
II.
ŞEKER TARIMI
Madde
18, 19 ve 20 de şeker üretimi ile ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. genel
olarak düzenlemenin şeker üretiminin özelleştirilmesi sonucunda şirketlerin
isteği üzerine yapıldığı izlenimi görülmektedir. Madde 18 sözleşmeli üretim
modeline geçilmesi ile şirketlerin karlılık için büyük üreticileri tercih
etmesine sebep olacağından ki gerekçelerde iktidar nakliye giderlerinden
bahsederek bunun zorunlu olduğunu izah etmiştir. bu nedenle küçük üreticilerin
pancar ekiminin dışında kalmasına neden olacaktır.
Stratejik bir ürün olan pancarın
her ne kadar bakanlık tüm süreci denetler dense de daha önce yaşadığımız acı
tecrübeler ile üretiminin şirketlerin insafına bırakmak üreticiyi üretim
yapmaktan uzaklaştırmasına neden olacaktır.
III.
TÜTÜN TARIMI
Madde
21 ile yerli üretim tütün kullanımına uymayan firmalara verilecek cezalar
artırılması öngörülse de bu cezaların tütün üretimine etkisi nasıl olacaktır
yani bu cezalar uygulandığında yerli tütün kullanımı artacak mı? Tütün
üreticisini yanlış politikalar ile uluslararası sigara şirketlerine peşkeş
çekenler bu şirketleri ceza yöntemi ile mi durduracklardır. Yasal düzenlemeler
ile yerli tütün üretimi düşmüş, şirketler daha çok verimli olan batı tipi
virginia tütünü kullanmaktadır. Bu cezalar sonrası örneğin % 30 yerli tütün
kullanan şirket bunu % 20 indirir ise bu üreticinin mağdur olmasına yol açmaz
mı?
Açıkcası
AKP iktidarının yapacağı düzenlemelerin 25 yıl içerisinde görülmüştür ki halka
bir yararı olmamıştır.
IV.
TOPRAK KORUMA
Madde 22, 23 ve 24 ile tarım arazilerinin korunması amacıyla göstermelik
ve ülkede tarım topraklarını işgal eden onlarca durum varken sadece hobi
bahçelerini bahane göstermek maddelerin ciddiyetini ortadan kaldırmaktadır. 25
yıllık AKP iktidarının sicili incelendiğinde çokta tarım arazilerini düşündüğü
söylenemez.
Toprak Koruma Kurullarını işlevsiz
hale getirerek bir çok yerde tarım arazilerini yapılaşmaya açan iktidar burada
çoğu şehir dışında olan hobi bahçeleri ile uğraşmaktadır. Bunun için kanun
değişikliğine gerek yoktur. Toprak Koruma Kurulu kararları ile bu işgaller
zaten ortadan kaldırılabilmektedir Ayrıca bu alanların bir kısmı imar sınırı
içinde bulunmaktadır. Bu alanlara alt
yapı hizmeti veren kurumlar bu durum olmadan verebilirler mi? Ülkenin en
değerli tarım arazilerini kurul vasıtasıyla vasfını değiştirip, konut, sanayi,
organize sanayi alanına çeviren iktidar bugün kalkmış bunlardan daha az
tehlikeli olan hobi bahçeleri ile uğraşmaktadır.
V.
BÖLÜM DEĞERLENDİRMESİ
Tarımsal faaliyetler ve toprak
koruma ilgili yapılacak değişiklikler iyi yönlü gibi görünse de sonrasında yeni
sorunlara yol açacaktır. AKP iktidarı sorunları kaynağında çözmek yerine
gerçekleşmiş sorunları değişiklik ve ceza yöntemi ile düzelteceğini sanmaktadır.
Yıllarca yanlış politikalar
nedeniyle tarımsal üretimlerde yaşanan düşüşler, yüksek girdi maliyetleri ile
üretimden vazgeçen köylüler şirketlerin insafına ve yüksek kar hırsından küçük
üreticileri devre dışı bırakacaktır.
Ayrıca beton ekonomisi ve rant
sebebiyle sürekli yok edilen tarım arazilerini tek bitiren hobi bahçeleriymiş
gibi gösterilmektedir. Organize sanayilere açılan tarım alanları ile ilgili bir
yaptırım yapmayan AKP iktidarı ondan daha az tehlikeli hobi bahçelerine göz
dikmiştir.
KANUN TEKLİFİNİN GENELİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
Söz
konusu kanun teklifi ve gerekçeleri mevcut Anayasa, Kanunlar, Yönetmelikler,
Ormancılık bilimi ve tekniği ile uyuşmayıp
bugüne kadar sermayeden ve zenginden yana olan AKP
iktidarının Orman Kanunu’nda yaptığı değişikliklere bir yenisini ekleme
gayretidir.
Bilindiği üzere AKP iktidarı yakın zamanda yaptığı Maden
Kanunu değişikliği ve son olarak Milli Parklar Kanunu’nda yaptığı değişiklik ile
ormanların tabutuna çivi çakmaya devam etmekte olup son olarak da bu kanun değişikliği
ile ormanların tabutuna bir çivi daha çakmanın derdine düşmüştür.
Mevcut haliyle kanun teklifi:
Anayasa’ya açık aykırılık
taşımaktadır. Ormanların korunması
ilkesini zayıflatmaktadır. Kamu varlıklarını ekonomik araca dönüştürmektedir. Bu nedenle; bu teklif, mevcut haliyle yasalaştığı takdirde: Türkiye’de ormanların korunmasına
ilişkin anayasal sistem fiilen işlevsiz hale gelecek ormanlar geri dönüşü mümkün olmayan şekilde
kaybedilecektir. Teklifin tarımsal faaliyetler ve toprak koruma ile
ilgili maddeler yaptırımcı gibi görünse de sorunu çözecek bir düzenleme
değildir. Tüm bu gerekçeler ışığında söz konusu düzenleme kabul edilemez nitelikte
olup geri çekilmelidir.
TARIM
ORKAM SEN MERKEZ YÖNETİM KURULU
13-09-2024