image

TİS süreci 1 Ağustos’ta başlayacakken ve bizler kadınlar için TİS masasında temsiliyet hakkı ararken, iktidar erkek egemen zihniyetini açıkça gösteren bir karara daha imza attı.

Resmi Gazete’de 17 Temmuz gecesi yayınlanan genelge ile özellikle memur kadınların yarı zamanlı çalışması onaylandı. Zaten ekonomik koşullar nedeniyle zor zamanlar yaşayan TUİK’in sahte enflasyon rakamları nedeniyle dört kişilik bir ailenin açlık sınırının altında yaşadığı göz önünde bulundurulursa, yarı zamanlı çalışma projesi ile zaten maaşında düşüşe gidilecek olan bir ailenin yaşama şansı git gide zorlaşmaktadır.

Bir ailede tek kişinin çalışması ile bir evin barınma, sağlıklı beslenme, sağlık, eğitim, ulaşım vb. bir çok ana kalem maddenin karşılanması mümkün değil. İktidar istiyor ki hem ailede 1 kişi çalışsın hem de kadın emeği eve hapsedilsin. Üç çocuk söylemleri ile başlayan, kadın bedeni üzerinden yürütülen siyaset ve İstanbul Sözleşmesi’ne kadar uzanan süreçte gelinen son adımın kadınlar için ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Kadınların yaşam ve çalışma alanında karşılaştığı sorunlara kalıcı çözüm bulmak yerine onları eve hapsetmeyi uygun gören iktidara karşı mücadelemiz devam edecek.

 

YARI ZAMANLI ÇALIŞMA NE GETİRİYOR?

1. Kadını yeniden “bakım emeğine” hapsetme riski

·       Bu tür politikalar, çocuk bakımının doğal olarak kadınların sorumluluğunda olduğu varsayımını pekiştirir.

·       Erkeklerin bu hakkı kullanması mümkün olsa da toplumsal normlar gereği büyük oranda kadınlar bu düzenlemeden faydalanacaktır.

·       Böylece kadın, iş gücünden daha fazla çekilirken bakım işinin “asıl sahibi” olarak konumlandırılır. Bu da kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü ve güvencesini azaltır.

 

2. Yarı zamanlı çalışma = Yarı zamanlı emek, ama tam zamanlı bakım

·       Maaşın yarıya düşmesi, yoksulluk sınırındaki ya da düşük gelirli kadınların bu haktan eşit şekilde faydalanmasının önünde ciddi bir engeldir.

·       Aynı anda hem işten hem gelirden feragat edilmesi, kadınların ekonomik bağımsızlığını tehdit eder.

·       Ayrıca ev içi bakım emeği “zamanı bol olan kadının işi” gibi meşrulaştırılmış olur.

 

3. Kadının iş gücüne katılımında yeni bir kırılma

·       Zaten cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle istihdamda dezavantajlı konumda olan kadınların, bu tür esnek ama güvencesiz modellerle ikinci sınıf çalışan statüsüne itilme riski vardır.

·       Kariyer basamaklarında yavaşlama, terfilerde geri kalma, işten çıkarılma gibi sonuçlar doğurabilir.

 

4. Devletin bakım sorumluluğunu aileye ve kadına devretmesi

·       Kreş, anaokulu, kamusal bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi yerine, bakım sorumluluğunun kadınlara verilmesi neoliberal sosyal politika eğilimidir.

·       Devlet, toplumsal yeniden üretimi kadınların omzuna yükleyerek hem sosyal harcamalardan kaçınır hem patriyarkal düzeni korur.

 

5. “Memur” odaklı olması sınıfsal eşitsizliği derinleştirir

·       Sadece kamu çalışanı olan ebeveynler bu haktan yararlanabilir. Oysa kayıt dışı çalışan, mevsimlik işçi, ev emekçisi gibi milyonlarca kadın bu hakka erişemez.

·       Böylece kadınlar arasında da sınıfsal ayrım derinleşir.

 

SONUÇ OLARAK;

Bu düzenleme, kadın emeği üzerindeki yükü hafifletmiyor, aksine onu evcilleştirerek derinleştiriyor. Kamusal ve kolektif çözümler yerine bireysel esneklik sunan bu model, kadının toplumsal rolünü “annelik” ile sınırlandırıyor ve ekonomik bağımsızlık yolunu tıkıyor.


Daha eşitlikçi ve özgürleştirici bir çözüm için şunlar gereklidir:

·       Kamusal ve ücretsiz kreşler,

·       Tüm ebeveynler için zorunlu ve ücretli bakım izni,

·       Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek politikalar,

·       Erkeklerin bakım sorumluluğunu paylaşmasını teşvik eden uygulamalar