DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA
Yürütmenin Durdurulması
ve Duruşma İstemlidir.
D A V A C I : TARIM ORKAM SEN
(Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri
Sendikası) Kızılay Adakale Sokak No: 8/13 Çankaya ANKARA
VEKİLİ : Av. Esmani KIRIMIZI – Av. Mahir KIRMIZI
Mithatpaşa Caddesi No: 16/32 Kızılay - ANKARA
D A V A L I : Orman ve Su İşleri Bakanlığı ANKARA.
DAVA KONUSU :
Resmi Gazete’nin 04 Temmuz 2014 günlü ve 29050 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin;
karar verilmesi istemleridir.
ÖĞRENME TARİHİ: 04.07.2014
O L A Y L A R :
Dava konusu olay budur.
HUKUKSAL DURUM :
A-Davalı idarenin, Resmi Gazete’nin 04 Temmuz 2014 günlü ve 29050 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğinin; Resmi Gazete’nin 17.04.2012 günlü ve 28267 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliği değiştiren dava konusu ettiğimiz genel düzenleyici bazı kuralları ile bazı ibareleri hukuka ve yasal düzenlemelere aykırıdır.
Şöyle ki:
Resmi Gazete’nin 17.04.2012 günlü ve 28267 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğin Zorunlu çalışma süreleri başlığını taşıyan 6. Maddesine baktığımızda; dava konusu kuralı çağrıştıran her hangi bir ibare bulunmamaktadır. Söz konusu MADDE 6 – (1) “Hizmet Bölgeleri Ek-1 sayılı cetvelde gösterilmiştir. Her bir hizmet bölgesinde zorunlu çalışma süresi üç yıldır ve yer değiştirme suretiyle yapılacak atamalarda her hizmet bölgesindeki zorunlu çalışma süresinin tamamlanması esastır. Bu Yönetmelikte belirtilen istisnalar dışında her bölgedeki zorunlu çalışma süresi tamamlanmadan diğer bölgelere atama yapılmaz. Bölgeler arasında belirli bir sıra takip etme zorunluluğu yoktur. Zorunlu çalışma süresi aynı hizmet bölgesindeki hizmet alanları arasında bölünebilir, bu bölünme sonucunda aynı hizmet alanındaki çalışma süresi iki yıldan az olamaz; ancak dördüncü bölgede görev yapanlardan zorunlu hizmet süresinin yarısını tamamlayanların istekleri halinde aynı bölge içerisinde diğer hizmet alanlarına nakilleri yapılabilir.
(2) Dördüncü hizmet bölgesinde zorunlu çalışma süresini tamamladıkları halde başka bölgeden bu bölgeye atanmak veya bu bölgede kalmak için talepte bulunanların talepleri yerine getirilebilir” biçimindedir.
Dava konusu üçüncü fıkra, merkez teşkilatı birimlerinde görev yapan şube müdürlerinin haklarını elinden almıştır. Uzun süre kullanılan hak; kazanılmış haktır.
Danıştay 1. Dairesi, 13.07.1992 günlü, E: 1992/224; K: 1992/238 sayılı kararında: “Öte yandan gerek öğretide, gerekse uygulamada kişilerin hukuki statülerini belirlemiş ve buna dayalı olarak da yeni hukuki durumların ve hakların elde edilmesine neden olmuş durumların artık geriye dönülmez yani kazanılmış haklar olduğu da bilinmektedir” derken; D. 5. Dairesi, 22.10.1990 günlü, E: 1988/3101; K: 1990/1863 sayılı kararında; “saklı tutulan hakların korunacağı” gerekçesine yer vermiştir. Bu kararların gerekçeleri de bizi doğrulamaktadır.
Danıştay’ımız, kazanılmış hak olup olmadığını saptarken genel hukuki durumların kişiler hakkında uygulanıp uygulanmadığını araştırmaktadır. Danıştay’a göre “Kaide tasarruflarla kabul edilen hukuki vakıa ve esaslar ferdi durumlara inkılap etmedikçe müktesep hakların varlığından bahsedilemez” (Danıştay 12. Dairesi 24.01.1966 tarih ve 1966/109 E. DKD 100-102, s.404). başka bir deyimle, gene Danıştay’a göre, “elde olunmuş bir hakkın bulunduğunun kabul edilebilmesi için objektif bir hukuk kaidesinin kişi hakkında uygulanması veya kendiliğinden uygulanacak hale gelmesi gerekmektedir. Diğer bir değişle kişisel işlem sonucu hakkın kazanılması gerçek bir kazanmadır.[1] Kazanılmış hak kişiselleşmiş ve onun malı olmuş olan haktır.”
Danıştay haktan belirli bir süre yararlanılmış olunmasını “kazanılmış hakkın” ortaya çıkması için önemli saymaktadır.
Davalı idare dava konusu genel düzenleyici işlemle; yasanın kapsamını genişletmiştir.
Şöyle ki:
Yer Değiştirmelerine Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğinin İstek Üzerine Daha Alt Hizmet Bölgesine Atanma başlığını taşıyan 19.maddesi: “Memurlar, istekleri ve kurumlarının uygun görmesi üzerine bulundukları hizmet bölgesinden daha alt hizmet bölgesine atanabilirler. Bu takdirde alt hizmet bölgesinde geçen hizmet süreleri ayrıldıkları bölge hizmetinden sayılır” kuralına yer vermişken; dava konusu genel düzenleyici işlem; isteğe yer vermemiştir.
Danıştay 2. Daire 14.7.2004 günlü ve 2004/825 sayılı yürütmenin durdurulması kararında: “657 sayılı Kanunun yukarıda sözü edilen 132. maddesinde sayılan görevler dışında kalan bu görevler için de bu koşulun yerine getirilmesinde yasaya aykırı düzenleme yapıldığı açık olup yasa hükmünün kapsamını genişletici nitelikte düzenleme getirilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir” biçiminde gerekçeye yer vermiştir.
Şöyle ki:
Resmi Gazete’nin 17.04.2012 günlü ve 28267 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğin Memurun özür durumlarından dolayı yapılabilecek yer değiştirmeler başlığını taşıyan 10. maddesine baktığımızda; MADDE 10 – (1) “Aşağıda belirtilen özürlerin belgelendirilmesi ve ilgililerin de talebi halinde; zorunlu çalışma sürelerini doldurmuş personel yerinde bırakılacağı gibi hizmet bölgelerindeki zorunlu çalışma sürelerini tamamlamadan başka hizmet bölgelerine ve/veya alanlarına atanabilirler” kuralıyla bırakılacağı gibi biçiminde idareye takdir yetkisi bırakmamıştı. Takdir yetkisi genelde hukuka aykırı bir biçimde uygulanmakta olup keyfiliğe yol açmaktadır.
Öğretideki: “İdarenin takdir yetkisini sınırlayan unsurların başında şüphesiz başta Anayasa olmak üzere kanun, tüzük ve yönetmelik gibi yazılı hukuk kuralları gelir. Takdir yetkisi hiçbir zaman mevzuatın sarih ve emredici hükümlerini münakaşa hakkı vermez.” (ERGUNSU, M. İdarenin Takdir Salahiyeti, As. Ad. D, Yıl 1955, S. 3, s. 180); “İdare, kanunların yapılmasını veya yapılmamasını emrettiği durumlarda yani takdir ve yoruma lüzum göstermeyen hükümlerde kanunları aynen uygulamak zorundadır.” (KARGIN, B. Takdir hakkının Şümulü) biçiminde görüşleri ile D. 5. D. 27.2.1996 günlü, E. 1993/7780, K. 1996/721 sayılı kararındaki: “... Yönetmelik yürürlükte durdukça idarenin, herkese eşit şekilde uygulamak zorunda olması gerektiğini vurgulamak gerekir. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da belirtildiği gibi eşitlik ilkesi; aynı hukuki durumda bulunan kişilere hukuk kurallarının aynı şekilde uygulanması anlamını taşımaktadır. Olayda gerek davacı gerek yerine atanan kişi sözü edilen yönetmelikte öngörülen hastane müdürlüğü görevine atanma şartlarına sahip olmama yönünden aynı hukuki durum içinde bulunmalarına rağmen idarece davacı yönünden ise yönetmelik hükmü uygulanmayarak eşitliğe aykırı bir davranış ortaya konulmaktadır.
Açılan bir davada böyle bir durumun gözardı edilmesi, temel bir Devlet yönetimi ilkesi olan eşitliğe aykırı olduğu kadar, idarenin bu husustaki kural tanımaz ve keyfi davranışına yargının da ortak edilmesi anlamını taşır ki, böyle bir durumun toplumda, Devletin temeli kabul edilen “adaleti” sağlamakla görevli yargı organlarının işlevi ile bağdaştırmak olanaklı değildir. Adalete inancın sarsıldığı toplumlarda mahkemelere güven duygunun da zedelenmesi ve vatandaşlar tarafından yargı yerlerinin giderek işlevsiz bırakılması kaçınılmazdır. İdarece ortaya konulan bu keyfi uygulama ve böylece söz konusu Yönetmeliğin uygulanamaz hale getirilmiş olması karşısında yargı yerince dava konusu nakil işleminin yargısal denetiminin anılan yönetmelik hükmü yerine nakil konusundaki genel düzenleme olan 657 sayılı Kanunun 76. maddesine göre yapılması ve işlemin bu maddeyle tanınan takdir yetkisi yönünden değerlendirilmesi zorunluluğu doğmaktadır.” biçimindeki gerekçesi bizi doğrulamaktadır.
Şöyle ki:
Resmi Gazete’nin 17.04.2012 günlü ve 28267 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğin Memurun özür durumlarından dolayı yapılabilecek yer değiştirmeler başlığını taşıyan 10. maddesine baktığımızda; “b) B Özür grubuna dayanarak memurun yer değiştirme isteğinde bulunabilmesi için; eşinin 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi bir kurumda memur statüsünde çalıştığını görev yeri belgesi ile belgelendirmesi gerekir. Ayrıca eşlerden birinin bağlı olduğu nüfus idaresinden alınacak evlilik durumunu kanıtlayan belgenin de eklenmesi gerekir. Bakanlık kadrolarında çalışan ve her ikisi de yer değiştirmeye tabi olan eşlerden ast durumunda olanın görev yeri üst durumda olana bağlı olarak değiştirilir.”
Önceki Yönetmelikle çalışan eşler arasında eşitlik sağlanmışken, dava konusu düzenleme ile kadının aleyhine kural koymuştur. Yani kadının hizmeti ve hizmet puanı fazla olsa da “Kadının yeri kocanın yerine bağlı” demek suretiyle Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Anayasanın X. Kanun önünde eşitlik başlığını taşıyan 10. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir,” derken ek ikinci fıkrası: “(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz,” amir hükümler koymuştur.
Devlet Memurlarının Yer Değiştirmelerine Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğin Aile Birliği Mazeretine Bağlı Yer Değişikliği başlığını taşıyan 14. Maddesi “(Değişik: 30/6/2014-2014/6578 K.) Aile birliği mazeretine dayanarak yer değişikliği memurun;
Dava konusu düzenleyici işlem; kadın erkek ayrımına zemin hazırlaması nedeniyle; Anayasanın 10/2 maddesinin Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Amir hükmüne ve Devlet Memurlarının Yer Değiştirmelerine Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğinin Aile Birliği Mazeretine Bağlı Yer Değişikliği başlığını taşıyan 14. Maddesine aykırılık oluşturmuştur.
Şöyle ki:
Hâlbuki Danıştay İkinci Daire, dava konusu ile benzer bir kuralla ilgili (Orman Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 18. Maddesi hakkında) 2.4.2014 günlü ve E: 2013/11211 sayılı kararı ile yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.
Orman Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğinin İlk defa tayin talebi başlığını taşıyan 18. Maddesi: “Genel Müdürlük merkez ve taşra teşkilatına ilk defa aday memur olarak göreve başlayan personel ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından naklen tayin olan personelden bölge müdürlüğü içerisindeki tayinler ile özür durumu hariç olmak üzere atandığı birim emrinde asgari 5 yıl süre ile çalışmadan tayin talebinde bulunamaz’ biçimindeki kurala yer vermişti.
Danıştay İkinci Daire kararında: “Dava konusu Yönetmeliğin 9. Maddesi ile 2 ile 4 yıl değişen sürelerle hizmet bölgelerinde zorunlu çalışma süresi belirlenmesine karşın 18. Madde ise, 9. Maddede belirlenen zorunlu çalışma süreleri ile çelişen ve bu süreleri aşan bir şekilde, aday memur olarak göreve başlayan personel ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından naklen tayin olunan personelin bölge müdürlüğü içerisindeki tayinler ile özür durumu hariç olmak üzere atandığı birim emrinde asgari 5 yıl süre ile çalışmadan tayin talep edemeyecekleri kuralının getirilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir” biçiminde gerekçe ile madde kuralının yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
Davalı idare de, dava konusu Yönetmeliğinde hizmet bölgelerinde zorunlu çalışma sürelerini belirlemesine karşın; dava konusu kuralı koymakla çelişkiye düşmüştür.
Şöyle ki:
Resmi Gazete’nin 17.04.2012 günlü ve 28267 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğin İntibak başlığını taşıyan GEÇİCİ MADDE 1 – “(1) Yer değiştirmeye tabi tutulanların bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce görev yaptıkları bölgelerde geçen süreleri, bu Yönetmelikteki hizmet bölgelerine intibak ettirilir.” biçiminde idareye takdir yetkisi bırakmamıştı. Takdir yetkisi genelde hukuka aykırı bir biçimde uygulanmakta olup keyfiliğe yol açmaktadır. Öğretideki: “İdarenin takdir yetkisini sınırlayan unsurların başında şüphesiz başta Anayasa olmak üzere kanun, tüzük ve yönetmelik gibi yazılı hukuk kuralları gelir. Takdir yetkisi hiçbir zaman mevzuatın sarih ve emredici hükümlerini münakaşa hakkı vermez.” (ERGUNSU, M. İdarenin Takdir Salahiyeti, As.Ad. D, Yıl 1955, S. 3, s. 180); “İdare, kanunların yapılmasını veya yapılmamasını emrettiği durumlarda yani takdir ve yoruma lüzum göstermeyen hükümlerde kanunları aynen uygulamak zorundadır.” (KARGIN, B. Takdir hakkının Şümulü) biçiminde görüşleri ile D. 5. D. 27.2.1996 günlü, E. 1993/7780, K. 1996/721 sayılı kararındaki: “... Yönetmelik yürürlükte durdukça idarenin, herkese eşit şekilde uygulamak zorunda olması gerektiğini vurgulamak gerekir. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da belirtildiği gibi eşitlik ilkesi; aynı hukuki durumda bulunan kişilere hukuk kurallarının aynı şekilde uygulanması anlamını taşımaktadır. Olayda gerek davacı gerek yerine atanan kişi sözü edilen yönetmelikte öngörülen hastane müdürlüğü görevine atanma şartlarına sahip olmama yönünden aynı hukuki durum içinde bulunmalarına rağmen idarece davacı yönünden ise yönetmelik hükmü uygulanmayarak eşitliğe aykırı bir davranış ortaya konulmaktadır.
Açılan bir davada böyle bir durumun gözardı edilmesi, temel bir Devlet yönetimi ilkesi olan eşitliğe aykırı olduğu kadar, idarenin bu husustaki kural tanımaz ve keyfi davranışına yargının da ortak edilmesi anlamını taşır ki, böyle bir durumun toplumda, Devletin temeli kabul edilen “adaleti” sağlamakla görevli yargı organlarının işlevi ile bağdaştırmak olanaklı değildir. Adalete inancın sarsıldığı toplumlarda mahkemelere güven duygunun da zedelenmesi ve vatandaşlar tarafından yargı yerlerinin giderek işlevsiz bırakılması kaçınılmazdır. İdarece ortaya konulan bu keyfi uygulama ve böylece söz konusu Yönetmeliğin uygulanamaz hale getirilmiş olması karşısında yargı yerince dava konusu nakil işleminin yargısal denetiminin anılan yönetmelik hükmü yerine nakil konusundaki genel düzenleme olan 657 sayılı Kanunun 76. maddesine göre yapılması ve işlemin bu maddeyle tanınan takdir yetkisi yönünden değerlendirilmesi zorunluluğu doğmaktadır.” biçimindeki gerekçesi bizi doğrulamaktadır.
Resmi Gazete’nin 17.04.2012 günlü ve 28267 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliğin Hüküm bulunmayan haller başlığını taşıyan MADDE 23 – “(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 19/4/1983 tarihli ve 83/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik hükümleri uygulanır” kuralına yer vermiştir.
B- DAVA KONUSU GENEL DÜZENLEYİCİ İŞLEMLERİN UYGULANMASI İLE ÜYELERİN VE SENDİKANIN GİDERİLMESİ GÜÇ VE OLANAKSIZ ZARARLARI OLUŞACAKTIR.
Açıklanan nedenlerle hukuka aykırı işlemin; uygulanması durumunda; giderilmesi güç ve olanaksız zararlarım oluşacağından; yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunun 27. maddesinin 6352 Sayılı Yasa ile değiştirilen 2. fıkrasında öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmiş olduğu göz önünde bulundurularak dava konusu hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi gerektiğine inanmaktayız.
İSTEM SONUCU: Açıklanan ve mahkemenizin doğrudan göz önünde bulunduracağı nedenlerle; uygulaması durumunda; davacı Sendika üyelerini mağdur eden davalı idarenin;
Resmi Gazete’nin 04 Temmuz 2014 günlü ve 29050 sayısında yayımlanan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin;
Karar verilmesini dilerim 02.09.2014
Davacı Sendika Vekili Av. Mahir KIRMIZI