5 Haziran Dünya Çevre Günü, insanlığın ortak yaşam
alanı olan doğanın korunmasına yönelik küresel farkındalığı büyütmek amacıyla
ilan edilmiş önemli bir gündür. Birleşmiş Milletler tarafından 1972 yılında
Stockholm İnsan Çevresi Konferansı sonrasında kabul edilen bu gün, çevre
sorunlarının yalnızca belirli ülkelerin değil tüm insanlığın ortak sorunu
olduğunun kabul edilmesinin bir sonucudur. Aradan geçen yarım yüzyılı aşkın
sürede iklim krizi derinleşmiş, biyolojik çeşitlilik hızla azalmış, su
kaynakları kirletilmiş ve ekosistemler büyük bir baskı altına alınmıştır. Bu
nedenle Dünya Çevre Günü bugün yalnızca bir farkındalık günü değil, aynı
zamanda insanlığın geleceğine ilişkin bir uyarı niteliği taşımaktadır.
Çevreyi korumak; havayı, suyu, toprağı ve ormanları
korumanın ötesinde yaşamı korumaktır. Temiz suya erişim hakkı, sağlıklı gıdaya
ulaşım hakkı, güvenli yaşam alanları ve gelecek kuşakların yaşanabilir bir
dünyada yaşama hakkı çevre mücadelesi ile doğrudan bağlantılıdır. Doğa ile
insan arasındaki ilişkinin sermayenin sınırsız kâr arayışına göre
şekillendirildiği günümüzde çevre mücadelesi aynı zamanda toplumsal adalet,
gıda hakkı ve kamusal görünürlük mücadelesidir.
Türkiye, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, tarımsal
üretim potansiyeli, orman varlığı, meraları ve su kaynakları ile önemli bir
doğal zenginliğe sahiptir. Ancak son yıllarda bu zenginlikler madencilik
faaliyetleri, HES, JES ve RES projeleri, taş ocakları, enerji yatırımları, rant
odaklı imar uygulamaları ve plansız yapılaşma baskısı altında kalmaktadır.
Karadeniz’in dereleri borulara alınırken, ormanlar madencilik faaliyetlerine
açılmakta, tarım alanları enerji ve sanayi projeleri uğruna yok edilmekte, kıyılar
ve yaylalar sermayenin kullanımına tahsis edilmektedir.
Özellikle acele kamulaştırma uygulamalarıyla
köylülerin ve üreticilerin yaşam alanlarından koparılması, çevresel tahribatın
yanı sıra ciddi toplumsal sonuçlar da doğurmaktadır. Birçok bölgede yurttaşlar
yıllardır ekip biçtikleri toprakları, meraları ve su kaynaklarını korumak için
mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Kamusal yararın değil şirketlerin
çıkarlarının esas alındığı bu yaklaşım hem doğayı hem de kırsal yaşamı tehdit
etmektedir.
İklim krizinin etkilerinin her geçen gün daha görünür
hale geldiği bir dönemde çevrenin korunması çok daha yaşamsal bir hale
gelmiştir. Kuraklık, aşırı hava olayları, seller, orman yangınları ve tarımsal
üretimde yaşanan kayıplar artık geleceğin değil bugünün sorunudur. İklim
krizinin bedelini ise en fazla emekçiler, üreticiler, küçük çiftçiler ve kır
yoksulları ödemektedir. Bu nedenle iklim krizine karşı mücadele, doğanın
korunmasının yanı sıra sosyal adaletin sağlanması açısından da önem
taşımaktadır.
Tarımsal üretimin geleceği sağlıklı ekosistemlere
bağlıdır. Verimli toprakların, temiz su kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğin
korunamadığı koşullarda gıda güvencesinden söz etmek mümkün değildir. Tarım
alanlarının madencilik ve enerji projeleri uğruna yok edilmesi yalnızca
çevresel bir sorun değil, aynı zamanda gıda hakkına yönelik bir tehdittir. Gıda
hakkının güvence altına alınması için doğanın ve doğal varlıkların korunması
temel bir zorunluluktur.
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü anmak, yalnızca çevre
sorunlarını hatırlamak değil; aynı zamanda yaşanan ekolojik yıkıma karşı
toplumsal farkındalığı büyütmek anlamına gelmektedir. Bugün çevreyi savunmak,
dereleri savunmak, ormanları savunmak, tarım alanlarını savunmak ve
geleceğimizi savunmaktır. Bu nedenle çevre mücadelesi ertelenebilecek bir
mesele değil, yaşamın sürdürülebilirliği açısından acil bir sorumluluktur.
TARIM ORKAM-SEN olarak; doğal varlıkların
metalaştırılmasına ve müşterek yaşam alanlarının sermayenin kullanımına
açılmasına karşı dururken, ormanların, meraların ve tarım alanlarının kamusal
birer değer olarak korunmasını, doğal varlıkların toplum yararı ve ekolojik
denge temelinde yönetilmesini savunmaya devam edeceğiz. Bilimsel bilgiye
dayanan, ekolojik sürdürülebilirliği esas alan, kamusal yararı önceleyen ve
iklim krizine karşı mücadeleyi merkezine alan politikaların hayata geçirilmesi gerektiğinden
yana taraf olduğumuzun bir kez daha altını çiziyoruz!
Bu vesileyle Karadeniz’den Kazdağları’na, Akbelen’den
Dersim’e, Havaçor’dan İkizdere’ye kadar yaşam alanlarını korumak için mücadele
eden tüm yurttaşları, köylüleri, üreticileri, emek örgütlerini, bilim
insanlarını ve ekoloji hareketlerini selamlıyoruz. Deresini, ormanını,
toprağını, yaylasını ve yaşam alanlarını korumak için direnen herkesin yanında
olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki doğayı savunmak
yaşamı savunmaktır.
5
Haziran Dünya Çevre Günü’nde çağrımız açıktır: İklim krizini derinleştiren,
doğal varlıkları tahrip eden ve kamusal kaynakları sermayeye devreden
politikalardan vazgeçilmelidir. Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir ülke ve
yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için doğayla uyumlu, demokratik, katılımcı
ve ekolojik bir anlayış hâkim kılınmalıdır. Çevreyi korumak yalnızca bugünün
değil, ortak geleceğimizin sorumluluğudur!