Tarım Orkam-Sen olarak, 2026-2027 sezonunda fındık için
açıklanan alım fiyatlarını, fındık hasadında çalışan mevsimlik tarım
işçilerinin ücretlerini ve hasat döneminde yaşanan çalışma ve yaşam koşullarını
bir bütün olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz.
Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından 2026-2027 sezonu için
açıklanan kabuklu fındık alım fiyatı Giresun kalite için kilogram başına 255
TL, Levant kalite için ise 250 TL olarak belirlenmiştir. Yüksek randımanlı
fındık için de yüzde 50'nin üzerindeki her bir randıman artışına ayrıca ödeme
yapılacağı açıklanmıştır. Aynı dönemde fındık hasadında çalışacak mevsimlik
tarım işçileri için Ordu'da günlük net yevmiye 1.750 TL olarak belirlenirken,
Giresun'da günlük ücret yemek işverene ait olduğunda 1.101 TL, yemek işçiye ait
olduğunda ise 1.280 TL olarak açıklanmıştır.
Fındıkta açıklanan bu fiyat ile işçinin eline geçen yevmiye
birlikte değerlendirildiğinde, ortada yalnızca bir fiyat tartışması değil,
üretim zincirinin bütününü ilgilendiren ciddi bir emek ve geçim sorunu olduğu
görülmektedir. Fındığın kilogram fiyatı belirlenirken üreticinin artan girdi
maliyetleri, işçinin emeği ve hasat sürecinin gerçek maliyeti birlikte
değerlendirilmediği sürece açıklanan rakamlar ne üreticinin gelir güvencesini
ne de işçinin insanca yaşamasını sağlayabilir.
Üstelik mevsimlik işçi açısından belirlenen günlük yevmiye
yalnızca çalışılan günlerin karşılığını ifade etmektedir. Bölgeye geliş-gidiş,
barınma, beslenme ve çalışılamayan günlerin yarattığı maliyetler bu ücretin
dışında kalmaktadır. İşçi, birkaç haftalık çalışma için yüzlerce kilometre yol
kat etmekte, ulaşım ve yaşam giderlerine katlanmakta, hava koşulları nedeniyle
çalışamadığı günlerde gelir kaybı yaşamakta ve çoğu zaman bütün bu maliyetleri
kendi geliri üzerinden karşılamak zorunda kalmaktadır.
Bu nedenle Tarım Orkam-Sen olarak fındıkta açıklanan fiyatın
yalnızca üreticinin ürünü kaça satacağı üzerinden değil, o fındığın hangi
koşullarda üretildiği ve hangi emek süreçlerinden geçerek hasat edildiği
üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyoruz.
FINDIK ÜRETİMİNİN GÖRÜNMEYEN EMEĞİ
Türkiye'nin fındık üretiminde başat merkezleri olan Ordu ve
Giresun'da hasat dönemi, yalnızca fındık bahçelerinde yoğun bir çalışma
sürecini değil, aynı zamanda büyük ölçekli bir emek göçünü de beraberinde
getirmektedir. Her yıl ülkenin doğu ve güneydoğu illerinden bölgeye gelen
mevsimlik tarım işçileri, fındık üretiminin sürekliliğini sağlayan en temel
emek gücünü oluşturmaktadır. Ancak fındığın toplanmasında ortaya koydukları
yoğun emeğe rağmen işçiler, güvencesiz çalışma koşulları, düşük gelir, uzun
çalışma süreleri ve ağır yaşam koşulları altında çalışmak zorunda
bırakılmaktadır.
Son yıllarda Ordu ve Giresun'da fındık hasadında çalışan
mevsimlik tarım işçileriyle yapılan araştırmalar da yaşanan sorunların münferit
olmadığını, yapısal bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır. İşçilerin
mevsimlik tarım işçiliğinden memnuniyet düzeylerinin ve elde ettikleri gelirin
yeterliliğine ilişkin değerlendirmelerinin düşük olması, bu emeğin işçiler
açısından bir geçim güvencesi değil, zorunlu bir hayatta kalma stratejisi
haline geldiğini göstermektedir.
İKLİM KRİZİ FATURASI DA İŞÇİNİN ÜZERİNE YIKILAMAZ
Bu ağır çalışma koşullarına bugün iklim krizinin yarattığı
yeni sorunlar da eklenmektedir. Artan sıcaklıklar, aşırı yağışlar, ani
sağanaklar ve seller yalnızca fındık üretimini değil, doğrudan doğruya
işçilerin çalışma koşullarını da etkilemektedir. Özellikle açık alanda ve
eğimli arazilerde gerçekleştirilen fındık hasadı, ani hava olayları nedeniyle
işçiler açısından daha riskli hale gelmektedir. İklim krizinin derinleşmesi,
tarımsal emeğin zaten ağır olan çalışma koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır.
İklim krizinin bir diğer sonucu ise fındık hasadının
zamanlamasında yaşanan belirsizliktir. Değişen iklim koşulları, ani ve yoğun
yağışlar ile seller hasat takviminin öngörülebilirliğini zorlaştırmakta,
çalışma günlerinin kesintiye uğramasına neden olmaktadır. Hasat için bölgeye
gelen işçiler, hava koşulları nedeniyle çalışamadıkları günlerde gelir kaybı
yaşamaktadır. Zaten kısa ve yoğun olan çalışma dönemleri daha da daralırken,
işçinin bölgeye gelmek için yaptığı ulaşım ve yaşam harcamaları devam etmektedir.
Böylece iklim krizinin yarattığı fiziksel riskler ile ekonomik güvencesizlik
birbirini besleyen iki ayrı sorun olmaktan çıkıp aynı sömürü döngüsünün parçası
haline gelmektedir.
BARINMA, SAĞLIK VE EĞİTİM BİRER LÜKS DEĞİLDİR
Sorun yalnızca ücretle sınırlı değildir. Mevsimlik işçiler
çoğu zaman çadırlarda, altyapısı yetersiz, hijyen koşullarından uzak alanlarda
yaşamak zorunda kalmaktadır. İşçilerin yaşadığı geçici alanlarda temiz su,
hijyen, tuvalet ve temel sağlık hizmetlerine erişim sorunları önemli bir yaşam
mücadelesine dönüşmektedir.
Ani sağanak yağışlar ve seller, işçilerin barındığı çadır
alanlarında da yaşam koşullarını ağırlaştırabilmektedir. Yeterli altyapıya
sahip olmayan geçici barınma alanlarında yağışlara karşı korunma, ulaşım ve
temel ihtiyaçlara erişim sorunları daha da büyümektedir.
Dolayısıyla iklim krizi, mevsimlik işçiler açısından
yalnızca çalışma saatleri içinde karşılaşılan bir sorun değildir. İklim krizi;
barınmadan ulaşıma, sağlıktan beslenmeye kadar yaşamın bütün alanlarını
etkileyen bir tehdittir.
Özellikle çocukların eğitim hakkı açısından tablo daha da
ağırdır. Elde edilen verilere göre çocuk sahibi mevsimlik işçilerin yüzde
83,3'ü çocuklarının eğitiminde sorun yaşadığını belirtmiştir. Mevsimlik göçün
eğitim sürekliliğini kesintiye uğratması, yoksulluğun kuşaktan kuşağa
aktarılmasını beraberinde getirmektedir.
Mevsimlik tarım işçileri aynı zamanda ağır ve uzun çalışma
koşulları, sıcak hava, tarımsal üretimde kullanılan kimyasallara maruziyet, iş
kazaları ve yetersiz beslenme gibi risklerle karşı karşıyadır. Barınma
alanlarındaki temiz su, tuvalet ve hijyen eksiklikleri de sağlık risklerini
daha da büyütmektedir.
MEVSİMLİK İŞÇİLERİN KARŞILAŞTIĞI AYRIMCILIK VE SALDIRILAR
DA GÖRÜLMELİDİR
Fındık hasadında çalışan mevsimlik tarım işçilerinin
yaşadığı sorunlar yalnızca ekonomik güvencesizlik, ağır çalışma koşulları ve
kötü barınma koşullarıyla sınırlı değildir. İşçiler, gittikleri bölgelerde
zaman zaman toplumsal dışlanma, ayrımcılık, tehdit ve saldırılarla da karşı
karşıya kalmaktadır.
Son günlerde Zonguldak ve Düzce'de gündeme gelen olaylar, bu
açıdan son derece kaygı vericidir. Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde fındık hasadı
için bölgeye gelen mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin saldırıya uğradığı
yönündeki haberler kamuoyuna yansımıştır. İşçilerin olay sırasında etnik
kimlikleri üzerinden ayrımcı ve tehdit içeren ifadelerle karşılaştıklarına
ilişkin anlatımlar bulunmaktadır.
Düzce'de de fındık hasadı için bölgeye gelen mevsimlik
işçilerin kaldıkları alanda tehdit ve saldırıya uğradıklarına ilişkin haberler
kamuoyuna yansımıştır. Olayların ayrıntıları ve hukuki boyutu ilgili makamların
soruşturmaları sonucunda ortaya çıkacaktır. Ancak hangi biçimde gerçekleşmiş
olursa olsun, mevsimlik işçilerin çalışmak için gittikleri bölgelerde kendilerini
güvende hissetmemeleri ve etnik kimlikleri üzerinden ayrımcılığa maruz kalma
kaygısı yaşamaları başlı başına ciddi bir toplumsal sorundur.
Tarım Orkam-Sen olarak bu olayların münferit olaylar olarak
geçiştirilmemesi gerektiğini önemle vurguluyoruz. Çünkü burada mesele yalnızca
bir işçinin çalışma koşulu değildir. İşçi, bir yandan emeğini satarak geçimini
sağlamaya çalışırken, diğer yandan yaşadığı yerde “dışarıdan gelen”, “yabancı”
veya etnik kimliği üzerinden farklılaştırılan bir kişi haline getirilebilmektedir.
Bu durum ekonomik sömürü ile toplumsal dışlanmanın birbirinden bağımsız
olmadığını göstermektedir. İşçinin emeğinin ucuzlatılması ile insan olarak
değersizleştirilmesi aynı yapısal eşitsizliklerin farklı sonuçlarıdır.
BÜTÜN BU SORUNLAR BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR
Tarım Orkam-Sen olarak özellikle vurgulamak istediğimiz
nokta fındıkta yaşanan sorunların birbirinden bağımsız olmadığının görülmesidir.
Düşük ücret, üreticinin artan maliyetleri, işçinin güvencesizliği, uzun çalışma
saatleri, kötü barınma koşulları, sağlık sorunları, çocukların eğitimden
kopması, iklim krizinin yarattığı riskler ve mevsimlik işçilerin karşılaştığı
etnik/ayrımcı tutumlar aynı toplumsal ve ekonomik yapının farklı sonuçlarıdır.
Bu nedenle ortada yalnızca bir “fındık fiyatı” veya
“mevsimlik işçi sorunu” bulunmamaktadır. Ortada üretim maliyetlerinden emeğin
değersizleştirilmesine, gelir dağılımından kamusal hizmetlerin yetersizliğine,
iklim krizinden toplumsal dışlanmaya kadar uzanan çok boyutlu bir
ekonomi-politik kriz bulunmaktadır. Bu kriz, üretim zincirinde yaratılan
değerin kim tarafından üretildiği ve bu değerin kimler arasında nasıl
paylaşıldığı sorusunu gündeme getirmektedir.
Fındık üretiminden elde edilen değerin önemli bir bölümünü
ortaya çıkaran üretici ve mevsimlik tarım işçisi, bu değerin paylaşımında aynı
ölçüde söz sahibi değildir. Üretici artan girdi maliyetleri altında ezilirken,
işçinin emeği düşük yevmiyeler üzerinden ucuzlatılmaktadır. İşçi aynı zamanda
barınma, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını kendi sınırlı
geliriyle karşılamak zorunda bırakılmaktadır. Buna iklim krizinin maliyetleri,
kamusal hizmetlerin yetersizliği, sosyal güvencesizlik ve son olarak bazı
bölgelerde etnik kimlik üzerinden ortaya çıkan dışlayıcı ve ayrımcı tutumlar eklenmektedir.
İşte bu nedenle yaşananları yalnızca tek tek sorunlar üzerinden değerlendirmek
mümkün değildir.
FINDIKTA ADALET, EMEKTE ADALETTİR
Tarım Orkam-Sen olarak fındıkta açıklanan fiyatı yalnızca
üreticinin elde edeceği gelir üzerinden değerlendirmenin eksik ve yanıltıcı
olduğunu düşünüyoruz. Fındık üretimi; üreticiden mevsimlik işçiye, yerel
esnaftan taşımacılığa, konaklamadan gıda tüketimine kadar geniş bir ekonomik ve
toplumsal zinciri ayakta tutmaktadır. Üreticinin gelirinin baskılanması, hasat
emeğinin ucuzlatılması, temel tüketim maddelerindeki fiyat artışları, iklim
krizinin yarattığı belirsizlikler ve mevsimlik işçilerin karşılaştığı
ayrımcılık bu zincirin bütününü doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle fındıkta
gerçek maliyet yalnızca gübre, ilaç ve mazot değildir. Fındıkta gerçek maliyet
insan emeğidir.
Ancak insan emeğinin gerçek maliyetini hesaba katmak
yalnızca daha yüksek bir yevmiye belirlemek anlamına da gelmemektedir. Gerçek
maliyet; güvenli çalışma, insanca barınma, temiz suya ve sağlığa erişim,
çocukların eğitim hakkı, sosyal güvence ve etnik kimliği nedeniyle ayrımcılığa
uğramadan yaşama hakkını da kapsamaktadır. Bahçede çalışan işçinin emeğini ve
insanlık onurunu yok sayarak açıklanan hiçbir fiyat adil değildir. Fındığın
gerçek değerini belirleyen yalnızca piyasadaki fiyat değildir. O fındığı üreten
ve toplayan insanların yaşam koşullarıdır.
Bu nedenle Tarım Orkam-Sen olarak açıkça ifade ediyoruz: Fındık
üreticisinin gelir güvencesi sağlanmadan, mevsimlik tarım işçisinin emeği
insanca yaşayabileceği bir ücretle karşılanmadan, işçilerin barınma, sağlık,
eğitim ve sosyal güvenlik hakları güvence altına alınmadan, iklim krizinin
yarattığı risklere karşı kamusal önlemler alınmadan ve mevsimlik işçilerin
etnik kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa ve saldırılara maruz kalmasının önüne
geçilmeden fındıkta gerçek anlamda adaletten söz edilemez. Üreticinin
yoksullaştırıldığı, işçinin emeğinin ucuzlatıldığı, çocukların eğitimden
koparıldığı, iklim krizinin maliyetlerinin emekçilerin üzerine yıkıldığı ve
insanların etnik kimlikleri nedeniyle kendilerini güvende hissedemediği bir
üretim düzeni sürdürülebilir değildir.
Tarım Orkam-Sen olarak; üreticinin, mevsimlik tarım
işçisinin ve tüm tarım emekçilerinin insanca çalışma ve yaşama hakkını
savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.