Küresel iklim değişikliği dünyadaki en hayati tehditlerden biri olmaya devam ediyor.
Sanayileşmenin ivme kazandığı 1950'lerden bugüne karbondioksit ve sera gazı salımının
artmasına bağlı olarak küresel ısınma da sürekli artmaktadır. Öyle ki son 1400 yılın en sıcak
yılları 1983-2012 arasındaki 30 yılda kaydedilmiş durumda.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 5. Değerlendirme Raporunda,
hükümetlerin derhal radikal tedbirler almaması halinde, 10 yıl sonra dünyanın artık geri
dönüşü olmayan bir yola gireceği, canlı türlerinin yarısının bu yüzyıl sonuna kadar yok
olabileceği ve tarımsal üretimin %10 oranında azalacağı kesin bir dille ilan edildi.
Dolayısıyla bir yol ayrımında olduğumuz ortadadır. Ya küresel ısınmayı sınırlamak için
üstümüze düşeni yapacağız ve sıfır karbon emisyonuna geçeceğiz ya da yaşamın sona erdiği
bir gelecek ile yüzleşeceğiz.
Küresel ısınmanın nedenleri
Sera gazı emisyonları en yüksek olan ABD ve Avustralya gibi ülkeler küresel ısınmayı
inkar etmekte, yüksek sera gazı emisyonunu azaltımı ve sınırlandırması gibi yükümlülükler
getiren Kyoto Protokolünü halihazırda imzalamaya yanaşmamaktadır. Sanayileşmiş ülkelerin
iklim değişikliği tehdidiyle mücadeledeki benzer isteksizlikleri emisyon azaltımı hedefleyen
Paris Antlaşmasını imzalama sürecinde de görülmüştür.
Ancak bu anlaşmalar imzalansa da asıl olan imzalandıktan sonra uygulamaya
koyulmasıdır. Anlaşmanın ülkeler tarafından uygulanmasına yönelik herhangi bir denetleme
veya yaptırım olmamakta, anlaşmanın uygulanması tamamen devletlerin iyi niyetine
bırakılmaktadır.
Dolayısıyla bu yıl önceliğini “iklim değişikliği” olarak belirlemiş olan BM Genel
Kurul görüşmelerinde ağırlıkta dünyayı en çok kirleten gelişmiş kapitalist ülkelerin
liderlerinin bir araya geleceği görüşmelerden kalıcı bir çözüm gelmesi mümkün görünmüyor.
Bu açıdan bu gün (23 Eylül) New York'ta yapılacak BM İklim Zirvesi öncesi ve gün dünya
genelinde düzenlenen protestolar ve organize edilen eylemler önemlidir. Küresel İklim Grevi
kampanyası desteklenmekle birlikte sorunun doğru ve tam olarak ortaya konulması; küresel
iklim değişikliğinin ana sorumlusu olan enerji sektöründeki açgözlü şirketler ve işbirlikçisi
hükümetler olduğu, dolayısıyla doğayı talan eden, yaşam kaynaklarımızı kurutan “kâr, daha
çok kâr”mantığına dayanan kapitalist sistemin iklim krizinden bir bütün olarak sorumlu
olduğunun vurgulanması önemlidir.
Türkiye yangına körükle gidiyor…
Küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkeler arasında sayılan Türkiye, Uluslararası
değerlendirme raporu olan "İklim Değişikliği Performans Endeksi raporunda ‘çok zayıf’
olarak derelecelendirilmiştir.
Bunun sebebini anlamak zor değildir. AKP iktidarı döneminde termik santrallerin sayısı
artmış, Enerji Bakanlığı kömür, HES, denizlerde hidrokarbon aranması, kaya gazı çıkarılması,
termik ve nükleer santral planlarından oluşan hedefler ilan etmiştir. Diğer yandan neredeyse
ülkenin her su kaynağına, her dereye inşa edilen HES’lerle doğa katliamına yol açılmış, hatta
siyasi iktidar HES ve termik santral yapımını KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti
uygulayarak teşvik etmiştir.
Yine bu dönemde pek çok orman katliamına şahit olunmuştur. Batıdan doğuya,
kuzeyden güneye nerede bir doğa parçası kaldı ise talan edilmiş; Kuzey Ormanları’nı,
Cerattepe’yi, Kaz Dağları’nı, Alakır Vadisini, Ordu ormanları,Munzur vadisi ve Hasankeyf’i
ranta peşkeş çekilmiştir. Hükümet, şirketler kar edecek diye Kaz Dağları’nı yok etmeyi göze alabilmekte, Munzur’da dünyanın en temiz suyu madene kurban edilmekte, 12binlik tarihi
miras olan Hasankeyf kar hırsına kurban edilmekte, iktidara yakın şirketlere, vakıflara kamu
arazileri ve ormanları tahsis edilmektedir.
Türkiye’nin bu çevre ve enerji politikalarının hem küresel ısınmayı daha da körükleyeceği
hem de kirli santrallerin yapıldıkları bölgeye vereceği çevre zararı ülkedeki ekolojik yıkımı
hızlandıracağı ortadadır.
Ekolojik denge insanlığın geleceği demektir!
Bilim insanlarına göre insan eliyle yaratılan felaket hala insan eliyle önlenebilecek
durumdadır. Ancak iklim değişikliği konusunda düşen görevi ve sorumluluk acilen yerine
getirmelidir.
Sendikamız kuruluşundan itibaren tüzüğünde “Türkiye ormanlarının ve tarımının
korunması, nitelik ve niceliğinin artırılması, hizmetlerden yararlanmada kamu yararı ilkesinin
gözetilmesini ve ekolojik dengenin korunarak çevre sorunlarıyla da etkin mücadeleyi görev
bilir” maddesi yer almakta, kapitalist sistemin politikalarına karşı ekolojik alternatif
politikalar üretilmesi savunmaktadır.
Bu yüzden hükümete sesleniyoruz!
Çok geç olmadan harekete geçmeli, küresel ısınma karşısında temiz ve sürdürülebilir
enerji sağlanması için acil adımlar atılmalı; iklim, şehircilik, ulaşım, enerji ve tarım gibi belli
başlı alanlardaki politikalarını kökten değiştirilmelidir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz..23.09.2019
TARIM ORKAM-SEN
MERKEZ YÖNETİM KURULU