Değerli mücadele arkadaşlarım,
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
İnsanlaşmanın kadın eliyle başladığı kadim Ortadoğu topraklarında bir kez daha kadın kırımı yaşanıyor. Kadın kırımı işid çetesi eliyle Ezidilerin kutsal topraklarında, Rojava’da Bağdat’ta, Suriye kentlerinde katliamlarla, köle pazarlarında satılmayla, Varto da işkence edilerek katledilen kadın bedeninin çırıl çıplak teşhiriyle gerçekleşiyor.
Kadına yaklaşımı anlamak iktidarı çözmekle mevcuttur. Dolayısıyla iktidarı, devlet aygıtına bağımlı bir fenomen olarak betimlemek yani öldürücü bir güç, ordu, polis, ceza mercileri olarak betimlemek yetersizdir. İktidar devlet sınırlarını aşmıştır, bedeni, cinselliği, aileyi, akrabalığı, bilgiyi, teknolojiyi kuşatan bir dizi iktidar ağı karşısında devlet üstyapısal bir konumdadır. Ünlü bir antropolog, tüm savaşların ancak özellikle etnik gruplar arası cereyan eden iç savaşların kadın bedeni üzerinde gerçekleştiğini söyler, kadın bedeni üzerinde diğer grubun erkekleri cezalandırılır. Erkeklere karşı yürütülen savaşta kadınlara karşı taciz ve tecavüz aynı anda hem kadınları hem erkekleri hem de tüm topluluğu cezalandırmanın ve aşağılamanın yolu haline gelir. İşte Muş Varto da katledilen ve çıplak bedeni kaldırımın kenarına bırakılan Ekin Wan bunun en somut halidir. Ekin Wan ile verilen mesaj gayet açık, sizler ve sevdikleriniz ölmekle kalmayacaksınız. İmha edilen Kürt değildir, kadındır. Ekin Wan Kürtlüğün ve kadınlığın, 1990 larla 2010 ların, ölüm ve kadınlığın, insani ve ilahi olanın, çıplaklığın ve ifşanın kesiştiği yerde Türkiye de yaşayan herkesin çok ama çok ciddiye alması gereken bir vakadır. Yine Ağrı Valisinin ‘’bir ilimizde 40 a yakın genç kız dağa kaçırılarak iğfal ediliyor’’ şeklinde ki söylemi , cinsiyetçi yaklaşımı bize iktidarın gerçek yüzünü göstermektedir. Madem ki iktidar anlayışı kendisini kadının düşürülmüşlüğü üzerinde örgütledi, o zaman bizim de yapacağımız kadınlar olarak iktidara karşı topyekün bir başkaldırı örgütlemesi güçlendirmemizdir. Çünkü iktidar bir ilişki bir eylem biçimidir, davranışları ve davranışların sonuçlarını yönlendirmesidir. Kadın sosyal ilişki yoğunluğu olarak incelemek bu nedenle sadece anlamlı değil, toplumsal kördüğümleri aşmak açısından da büyük önem taşır. Erkek egemen bakış bağışıklık kazandığı için kadına ilişkin körlüğü kırmak bir nevi atomu parçalamak gibidir, Büyük entelektüel çaba ve egemen erkekliği yıkmayı gerektirir. Tüm eşitsizlikleri kölelikleri, despotlukları, faşizmi, militarizmi besleyen ilişkiler ana kaynağını bu ilişki biçiminden alır. Eşitlik özgürlük, demokrasi istiyorsak kadın etrafında örülen toplum- doğa kadar eski olan ilişkiler ağını çözmek ve parçalamak gerekir. Gerçek özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye, iki yüzlü olmayan bir ahlaka bunun dışında gidilecek başka yol yoktur.
Unutmayalım ki ne Mirabel kardeşler şiddete uğrayan ilk kadınlardı ne de evine gitmeye çalışan Özgecan Aslan son şiddet mağduru. Kadına yönelik şiddet bütün kadınların ortak yaşadığı evrensel, sistemli bir durumdur. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayırımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa,ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı, kadın dayanışması örüp sesimizi yükseltmemiz gerekiyor.
Tarım işçileri sorunu Türkiye’de önemli bir problem. Büyük çoğunluğunu, toplumun istismara açık olan kesimi; kadınlar, çocuklar, etnik azınlıklar ve düzensiz göçmenler oluşturuyor. Tarım işçisi kadınlar hem gündelik ev işlerinde, hem de tarım işinde kötü koşullarda ve uzun çalışma sürelerinde çalışmaktan kaynaklı olarak, hayatlarını ileriki dönemlerde de etkileyebilecek ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar. Bunun yanında balık istifi yüklendikleri minibüslerde hayatlarını kaybediyor, yaralanıyorlar. Hem düşük ücretle çalıştırılıyorlar, hem de göç yollarında ve gittikleri bölgelerde taciz, tecavüz, kadın cinayetlerine maruz kalma riskine çok açıklar. Bu gibi durumlarda haklarını talep edebilecek mekanizmalara erişmeleri ve örgütlü bir biçimde seslerini duyurabilmeleri mümkün değil. Çünkü onlar kayıtsızlar ve bu nedenle görünmezler. Bu nedenle iş kazalarında değil de trafik kazalarında can veriyorlar.
Mevsimlik tarım işçileri ne yazık ki basının, kamuoyunun daha da vahimi yetkililerin gündemine ancak öldüklerinde girebiliyor. Tarım işçilerinin çalışma koşulları; sosyal güvenceden yoksunluk, kayıt dışılık, çok düşük ücretler ve uzun çalışma saatlerini değiştirmeye yönelik önlemler alınmalı, yetkililer bu konuda bir an önce bir politika belirleyerek, ilgili yaptırımları hayata geçirmeli.
Son yıllarda özellikle AKP hükümetinin politikaları ile kadınlar aileye mahkûm edilmekte, iş yaşamındaki ve evdeki cinsiyetçi iş bölümü derinleştirilmektedir. Esnek, yarım zamanlı, uzaktan çalışma gibi farklı istihdam biçimleri, kadına “en az üç çocuk doğur” diyen buyruğa uyumlu ucuz iş gücü oluşturmayı hedefleyen nüfus politikaları, bunu destekleyen ancak kadınların örgütlü direnişi sonucu geri çekilen, fakat fiili olarak uygulamanın zorlaştırıldığı kürtaj, kreş hakkını görmezden gelerek kadına kutsal görevlerini hatırlatan ve aileyi yücelten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı uygulamaları ve daha sayabileceğimiz onlarca nedenle kadın bedeni ve yaşamı bir bütün olarak erkek, devlet ve sermaye denetiminde tutulmaktadır.
Yine son yıllarda kapitalist sömürü sisteminin kadın emeği gibi, maliyetsiz olarak gördüğü ve yağmanın en yoğun yaşandığı diğer bir alan da doğadır. Kadın ve toprak gaspı üzerinden bu sistem devam etmektedir. İnsanın insana tahakkümü, insanın doğaya tahakkümünü de beraberinde getirmiştir. Türkiye’de tarım arazilerinin imara açılmasından kentsel dönüşümlere, HES’lerden barajlara, nükleer santrallere kadar karı amaçlayan bin bir çeşit müdahale gerçekleştirilmiştir. Yaşamın döngüsü bu kadar müdahaleyi kaldıramaz hale gelmiştir.
Bu belirlemeler ışığında 18 Eylül 2015 tarihinde Ankara da gerçekleştirdiğimiz TARIM ORKAM-SEN 2. Kadın Meclisi, çalışmasını Cansız bedeni kıyıya vuran Aylan Kurdi ile Cizre’de katledilen 35 günlük bebeğe ve ölü bedeni bir hafta boyunca evdeki derin dondurucuda saklanmak zorunda bırakılan 10 yaşındaki Cemile Çağırga’ya adanmıştır.
TARIM ORKAM-SEN 2. Kadın Meclisi önümüzdeki sürece ilişkin olarak;